
|

|
About 2 inci KUVAY"I MILLIYE HAREKATI
|
|
|

|

  Uluslararasi Milli Ekonomi Modeli Kongresi '05 Kapanis Konusmasi/ Prof. Dr. Haydar BAS TürkçeEnglishRussianGerman ----TUNALIM...  VATAN Kimse söndüremez tüter bu ocak, Adi türktür Bu vatanin türk kalacak. Sehit ve gazi bedelidir bu sanli bayrak, Adi Türk'tür bu vatanin türk kalacak. Nice sehitler vermis bu toprak, Sahiip çikilacak vatan ve bayrak. Tüm gençlik vatan bekçisi olacak, Adi Türk'tür bu vatanin Türk kalacak. Her safakta bir isik parlayacak, Tüm gençlik ona sahip çikacak. Türk gençligi usak olmayacak, Adi Türk'tür bu vatanin Türk kalacak. Düsman karsisinda birlik olacak, Baris ve kardeslik ülkümüz olacak. Huzuru bozana dünya dar olacak, Adi Türk'tür bu vatanin Türk kalacak. Yüzlerce Murat gazi olacak, Binlerce Serdar sehit Olacak. Tüm gençlik nöbet tutacak, Adi Türk'tür bu vatanin Türk kalacak.
Davit iki yüz yildir bizden hizli kosuyor.simdi hizi kesildi.Biz Türk'ler onlardan daha hizli kosmaliyiz... http://technorati.com/faves/seherlerim KARGAYA BÜLBÜL KALTÜSE SÜMBÜL DEMEDIK,DEMIYECEGIZ...NEDEN BTP DİYORUZ?..
BU VATANI SEVENLERİN ADRESİ BTP Bu vatanın maddi ve manevi değerlerine sahip çıkan tek kadro Bağımsız Türkiye Partisi’dir. Diğer hiçbir partinin bir planı, projesi yoktur tek ortak hedefleri AB’ye ve IMF’ye daha farklı bir şekilde girebilme çabasıdır. Hatta bu çabalar o kadar ilerledi ki dinimizi onlara benzetmeye çalışılıyor, birileri çıkıp hem Müslüman hem hiristiyan olduğunu ifade ediyor, diğer dinden olanların dindarları da cennete girebileceğini ifade ediyorlar ve bunu okullarımızda ders olarak veriyorlar. Oysaki onların inancına göre Müslüman kanı helal ve bunun ispatını Irak ve Filistin’de görüyoruz. Onların derdi bize kendi dinlerini yaymak veya kendi inandıkları dine davet etmek değil asırlardır bu milletin kültürüyle birleşmiş olan inancımızı, manevi değerlerimizi yıkarak cephede yenemedikleri bu milleti masa üzerinde parçalayıp yok etmektir. Aynı zamanda bizi ekonomik yönden de zayıf düşürerek kendilerine bağımlı hale getirmek istiyorlar oysaki biz kurtuluş savaşında bunu yapamayacaklarının ispatını Avrupa devletlerine ispatlamıştık. Hatta milyonlarca şehitlerimize rağmen, çoğu köylerimizde kurban kesecek yaşta erkek kalmamasına, çoğu liselerin menzun vermemesine rağmen kendi kendimize yettik. Bütün borçlarımızı kapattık, uçak fabrikası, gaz maskesi fabrikası açtık, kurtuluş savaşı yaralarımızı çok kısa zamanda kapattık. Hiç kimse karşımızda durmaya cesaret edemedi. Ama ne yazıktır ki 80 yıldır icazetini bu milletten almak yerine AB’den alan hükümetler yine onların isteği üzerine sanayilerimizi kapattı, madenlerimizi bedavaya onlara vermeye başladı, kanla alınan topraklarımızı onlara satmaya başladı, devletimizin gelir kaynaklarını onlara satmaya başladı, tarımımızı, çiftçimizi felç etmeye çalışılıyor… Bizim dedelerimiz yiyeceği yokken, giyeceği yokken, cephede karşı koyacak silahları yokken, uyumadan, yemeden içmeden, açıktayken onlara karşı durmasını bildi, gönüllerindeki vatan sevgisine hiçbir kalabalık, hiçbir toplum karşı duramadı. Bugün bizim de başımızda bir lider Prof. Dr. Haydar Baş var ve onun projeleri dünyanın dört bir yanından gelen 100 ü aşkın profosörler tarafından nobele aday gösterildi. Bizler de ikinci Kuvvayı Milliye ile bu cennet vatanın masa üzerinden müsaade etmeyiz. Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezi 150 yıl önce kurulu olan ve günümüzde bütün dünyada kullanılan kapitalist ekonomi modelini çürütecek olan tek modeldir. Milli Ekonomi Modeli’nin içeriğine bakarsak; kapitalist anlayışa göre ‘kaynaklar kıt, insanların ihtiyaçları sınırsız’ M.E.M. de ise ‘kaynaklar sınırsız, insanların ihtiyaçları sınırlıdır’. Onlar kaynakları kıt olduğunu düşündükleri için kıt kaynakları kendileri sahip çıkmak istiyor ve kendi milletleri içerisinde dahi sınıf ayrımı yapıyorlar, sömürgecilik bakanlıkları kuruyorlar, insanları helak edip onların mallarını ele geçirmek istiyorlar. Oysaki biz Türklerin inancında hiçbir zaman sınıf kavram olmadı, daima kaynakların herkeze yeteceğine inandı. İnsanları ihtiyaçları, yeme, giyinme, barınma, güvenlik, sağlık ve eğitim olmak üzere 6 öğeden oluşur. Bunlara baktığımızda bir insan en fazla kaç ekmek yer, en fazla kaç kazak giyebilir, kaç evde oturabilir, bir insanı kaç kişi koruyabilir, kaç kişi birden sağlığını takip eder, kaç kişi birden eğitim verebilir. Bunların hepsi sınırlı asıl insandaki sınırsız olan ihtiraslarıdır, aç gözlülüğüdür. Ama kaynaklara baktığımızda bir insan ihtiyacından daha çok üretir, tarım alanlarımız fazla fazla var, Türkiye’nin topraklarındaki madenler 3 katrilyon dolar değerinde bu; Türkiye’nin etrafına para desteleriyle bir duvar öreceğimizi düşünürsek boyu 1km yüksekliğinde örülmesi hatta taşması demektir. Yani kaynaklar kesinlikle kıt değil sınırsızdır. Bunu inancı bozuk olan bir milletin görmesini beklemeyelim, onların oturttuğu bir temelde anca onların inancı gibidir, yani zenginlerin %1 kesim oluşturmasına rağmen piyasadaki paranın %99’u ellerindeyken %99 fakir kesimi oluşturan insanlara %1’lik bir pay düşüyor. Bağımsız Türkiye Partisi, Milli Ekonomi Modeli ile bu millete, dünya ya adeleti getirecek tek kadrodur. Bu modeli ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş’tan başkası bunu uygulayamaz, eşrefi mahlukata hak ettiğini veremez. Bu milleti hak ettiği noktaya getirecek, maddi manevi değerlerine sahip çıkacak tek kadroya bütün gençlerimizi davet ederim.Saygılarımla... TUNALIM...
|

|

|

|

|
Videos: 2 inci KUVAY"I MILLIYE HAREKATI
|
View All
|
|

|

|

|

|

|

|
|

|

|
Forums
|
Topics
|
Replies
|
Last Post
|

|
GUN SEHITLERIN ARKASINDAN AGLAMA GUNU DEGILDIR..
Türkiye’nin kendine gelme vakti, gelip geçmek üzeredir. İşin gaflete gelir tarafı kalmadı.
Güneydoğumuz kanıyor, kanatılıyor.Son iki günde 10 şehit verdik. Şehitlerimiz, vatanın her yanından… Güneydoğumuz değil, Türkiye kanatılıyor.
Bugüne kadar işbaşına gelmiş siyaset sınıfının hepsinin vebali var bu işte… Yıllarca teröre karşı şu kadar askerini şehit vermesine rağmen, Amerika’dan desturlu politikacılarımız gibi aynı Amerikan ağzıyla “eyalet sistemi”nden dem vuran askerler da sütten çıkmış ak kaşık değiller.
Ta 1940’lı yıllarda Güneydoğumuzu “CIA mamulü Kürdistan haritaları” içinde göstermeye başlayan ABD Başkanı Truman’ın aklıyla Türk siyasetini şekillendiren İnönü’den başlar bu hikaye…
NATO ve CENTO patentleri altında Amerika’ya bölgemizde bekçilik yapmayı içlerine sindiren idarecilerin vebali var bu işlerde… Çekiç Güç’ü bölgemize yerleştirenler, bu gücün süresini doldukça uzatan Atatürkçülerimiz, demokratlarımız, milliyetçilerimiz ve hatta koalisyon ortağı “İslamcı” geçinen partilerimiz vebal sahibidir bu işlerde.
ABD ile “Türkiye’nin milli menfaatleri” ekseninde işbirliği yapmak yerine, “koltuk garantisi” karşılığında tek yanlı stratejik ortaklık kuranların veballeri var.
ABD ve bölgemizdeki maşaları pozisyonundaki AB devletleri dışında, sanki dünyada işbirliği yapılacak devlet yokmuş gibi gözlerini bölgemize ve dünyaya karşı kapatmış, beynini Haçlı odalarında bir nevi tecride almış politikacıların günahı çok bu işlerde.
Ayakları yere basan sağlam ve köklü milli politikalar ve milli kalkınma modelleri üretmek yerine, ecnebilerin akıllarıyla iş görerek “adeta ecnebilerin yararına milletimizi idare etmeyi” siyaset zanneden ve bu siyaseti sürdüren politikacıların vebali çok bu işlerde.
Terör bataklığının Çekiç Güç olduğunu bildiği halde, bu gücün sahipleriyle ne pahasına olursa olsun sarmaş–dolaş olanların vebali çok bu işlerde.
Bağımsız Türk yargısının Apo hakkında verdiği hükmü infaz etmek yerine, onu besleyenlerin aklıyla dosyaları sümenaltı edenlerin günahı az değil bu işlerde… Bakmayın şehit cenazelerinin arkasında nümayiş yaparak “sürekli pişkin istismarcılığa soyunmaları”na.
Güneylisi, kuzeylisi, doğulusu ve batılısıyla Tüm vatan evlatlarını açlığa, işsizliğe, yokluğa ve yoksulluğa mahkum ederek, bölgemiz üzerinde iştah kabartan ve işgallerini sürdüren ABD’nin ve AB’nin potansiyel güdümlüsü haline getirenlerin vebali çok ama çoktur bu işlerde.
Yılan zehirler, eşek arısı sokar, sırtlan parçalar… Yaratılışı bu.
ABD işgal eder, AB kalleşlik yapar… Sicilleri, şecereleri ve karakterleri bu… Yapılanlar olağan.
Bu bağlamda olağan olmayan, asla normal olmayan bir gerçek var; o da Türkiye’nin vaziyetidir.
Türkiye ve Türk milleti enayi değildir, şamar oğlanı hiç değildir. Ancak yerli ve ecnebi kimi etki ve yetki sahipleri, Türkiye’yi enayi yerine, şamar oğlanı yerine koyuyorlar… İşte bu nokta hiç de olağan değil, hiç de normal değil.
Ecnebilerden akıl devşirerek iş gören mandacı siyasetçiler ise bunların değirmenine su taşıyorlar… İşte bu nokta da hiç olağan değil, hiç normal değil.
Kartelin naklettiği haberdeki vaziyete bakın şimdi: “Tunceli’nin Hozat İlçesi kırsal kesiminde dün güvenlik güçleriyle çatışmaya giren 2’si kadın DHKP–C’li 4 terörist ölü ele geçirildi. Güvenlik güçleri sürdürdükleri operasyonda örgütün sözde silahlı kanat sorumlusu olan Cengizhan Pilav’ı sağ olarak ele geçirildi. Pilav’ın 2002 yılında cezaevinde ölüm orucu eylemi sırasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedildiği öğrenildi. Pilav’ın aftan sonra Yunanistan’a kaçtığı ve burada eğitim aldıktan sonra geçen yıl 6 teröristle birlikte Tunceli kırsal kesimine geldiği belirtildi. Gözaltına alınan Pilav’ın sorgusunun sürdürülüyor.”
Bu olağan durum mu, normal durum mu beyler?!
Bu anormal vaziyetin faturasını, bağrı yanık Türk milleti ödüyor. On binlerce şehid kervanına, her gün beşerli–onarlı şehitler ekleniyor. Çiçeği burnunda gelinler civanlarını yitiriyor, anaların yürekleri dağlanıyor… Vatanımız ise, “olağanüstü politik pişkinlikler”le bölünüp parçalanmaya devam ediyor.
Bu “olağanüstü pişkinlik”lerden istifade eden işgalci ABD’nin Genelkurmay Başkanı R. Myers, “PKK ile mücadele öyle kolay değil; ileri giderseniz kapışırız” cümleleriyle gözdağı veriyor. Bu işgalci ABD gözetimindeki Karton Kürdistan’ın Bölgesel Başkanı Barzani ise “Diyarbakır’a karışırız” küstahlığına tevessül edebiliyor… AKP hükümeti ise ABD’nin stratejik ortağı, Barzani’nin masa arkadaşı... İşte bu vaziyet, anormal.
Bu anormal vaziyeti, şehit cenazelerinin arkasından ağlayarak normalleştiremeyiz. Sivil–asker, genç ihtiyar hep beraber ağlasak, ağlaşsak Türkiye’nin sürüklendiği bu anormal vaziyeti düzeltemeyiz.
Bu anormal vaziyeti düzeltmenin yolu, şehit cenazelerinin arkasında ağlamak değildir. Bilakis acımızı ve gözyaşlarımızı bağrımıza basarak; vatana, millete, dine–devlete sahip çıkılması gerektiği gibi delikanlıca, şehitlere yakışırca ve şehitçe sahip çıkmaktır.
Bu anormal vaziyeti düzeltmenin yolunu BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey gösteriyor. Milli Ekonomi Modeliyle gösteriyor, Sosyal Devlet teziyle gösteriyor, devlet–millet sivil–asker tek yürek tek bilek olma söylemiyle gösteriyor, vatandaşlık maaşıyla gösteriyor, kainat devleti ufkuyla gösteriyor.
O halde gün, ağlama ve ağlaşma günü değildir… Gün, millet olarak vaziyete el koyma günüdür. Gün, ecnebilerden aldıkları akıl ile politika yapan tüm mandacıları sandığa gömerek BTP’yi işbaşına getirmek, böylece Türk milletinin iradesini iktidar etme günüdür.
tunalim...
|
1
|
0
|
When: 6/03 4:14a

In: BATIDA INSAN HAKLARI..

By: Mehmet Tunabaş
|

|
LÜTFEN BİR DAKİKANIZI AYIRIN,BİR DAKİKADA AYI
Vaktiniz kıymetlidir, biliyorum. İnsanın nefesi sayılı, ömrü sınırlıdır. Ancak 1 dakikanızı Vatanımız, namusumuz ve geleceğimiz adına “1 dakikalık muhasebe”yi öneriyorum.Sade, açık ve net üç–beş soruyu kendimize soralım.Hangi görüşten olursak olalım… Bu güne kadar hangi parti çatısı altında olursak olalım; “1 dakikalık muhasebe” yapmamız şart.Şöyle bir düşünelim…Ecnebiler, bölgemizde diledikleri gibi at oynatıyorlar mı?!El–cevap, “evet”. Bu soruya herkes “evet” cevabı veriyor.Türkiye’miz, kuşatma altında mı? Etrafımız ateş çemberiyle çevrili mi?El–cevap, “evet”. Bu soruya da herkesin ortak cevabı “evet”.Bu cadı kazanını kimler kaynatıyor?! Kimler bölgemizi ateşe veriyor? Bölgemizin can, mal, namus, akıl ve din emniyetini yok ediyor? El–cevap, ecnebiler. Yani, AB, ABD, İsrail, IMF, Vatikan, Moon ve sair “küresel odaklar”.Bu cevaplarda da hemfikir miyiz? Hemfikiriz… Hayır, değiliz diyen var mı? Yok… İttifakla hemfikiriz.80–90 sene önceki Kurtuluş Savaşımızda, 1974 Kıbrıs Barış Harekatımızda, Hicaz’da, Trablusgarp’ta, Balkanlar’da bu ecnebilerle kapıştık mı? Bunlarla boğuştuk mu?!El–cevap, boğuştuk… Boğuşmadık, diyen varsa beri gelsin… Boğuşmadık diyen yok.Konu farklı bir noktaya kaymış gibi olsa da, kaymaz; şunu sorayım: Karakteri sokmak ve zehirlemek olan yılanla, Kobra’yla yatağa girilir, arkadaşlık yapılır mı? El–cevap, yapılmaz.Tarihten bugüne, fırsat bulduğu an yüce milletimizi ve bölge insanını sokmak isteyen bu “ecnebiler” bir nevi zehirli yılan karakterli değil mi? Eyvallah... Herkesten eyvallah.O halde bunlarla ilişkilerimizi tedbirle ve basiretle dizayn ve koordine etmek gerekmez mi? Elbette… Elbette gerekir. Herkes bu bağlamda hemfikir. Bunlarla tek taraflı sevdalık yapmak, bunların stratejik ortağı olmak, bunların aklına meftun olmak, kendi hayati meselelerimizde bunlardan akıl devşirmek, bunların aklıyla “devlet politikaları”mızı oluşturmak, bunların güdümüyle yerel–bölgesel ve küresel vaziyet almak akıl kârı mı?! El–cevap, akıl kârı değil… Yılanla, sürekli aynı yatağı paylaşmak gibidir.Ekonomide, iç siyasette, dış politikada, askeri alanda başımıza çuval geçiren bunlar değil mi?! AB, ABD, IMF, Vatikan ve sair odaklar değil mi… Türkiye’mizi bölmeye kalkışan, vatanımızın ve milletimizin bütünlüğünü dağıtmaya çalışan, başımıza PKK terörü belasını saran, gençlerimizi ayartarak kimliğinden, kişiliğinden ve dininden eden, etnik parselasyonlar yapmaya kalkışanlar bu “ecnebiler” değil mi? İşletmelerimize, topraklarımıza ve kaynaklarımıza çullanan bunlar değil mi?!El–cevap, “bunlar…”Bunların içerideki ortakları kimler?! Hangi parti AB’ci, ABD’ci, IMF’ci, Vatikancı–Mooncu?!Üç–aşağı beş yukarı hepsi… Atatürkçü, milliyuetçi, dindar, muhafazakar, demokrat, sosyal demokrat kılığında ne kadar partimiz varsa; ya AB’ci, ya Amerikancı, ya IMF’ci, ya Moon veya Vatikan seanslarından geçmiş.İftira mı; hayır, asla… Doğru mu, doğru. Hepsi tescilli, hepsinin mazileri ve şecereleri ortada… Kimi gönülden bunlara bağlı, kimi bunların stratejik ortağı, kimi çaresizlik ve çözümsüzlükten bunların suyuna kapılmış, kimi iş bilmezlikten… Ama bir gerçek var; partilerimizin tamamı bunların aklına göre yelken açıyor.Başa dönüp soralım; bu ecnebilerin aklına göre siyasi yelkenler açanların, milletimize bir faydası olur mu? El–cevap, olmaz… Olamaz. O halde çare ne?! Çare, ne AB, ne ABD, ne IMF; tek çözüm Bağımsız Türkiye diyen BTP’de buluşmak… Ama bu günlerde bu sloganları vatandaşlarımızı meydanlara döken CHP ve sair partiler de kullanıyor?! Sadece kullanıyorlar; yani istismar ediyorlar o kadar… Sloganlarının altı boş içi kof… Milli bir çözümleri, milli bir modelleri, milli bir reçeteleri olmadığı halde; “toplumun teveccüh ettiği milli modeli bulunan olan gerçek Bağımsız Türkiye adresi”nin üstünü örtmek için çabalıyorlar. Bu sebeple, “Bu meydanlara gelenler CHP’ye, gelmeyenler AKP’ye oy versinler” diye açık açık “hariçten güdümlü yönlendirme” yapıyorlar. Bu yönlendirme ifadeleri, foyalarını ortaya koyuyor. Türkiye üzerindeki eller, “milli irade”nin “milletimizin iradesi istikametinde tecelli etmesi”nin önüne geçmek, böylece TBMM’yi tekrar AB, ABD, IMF ve Vatikan’ın taleplerini karşılayan bir koltuk düzeneğine çevirmek istiyorlar.Bu oyunu bozmak gerekmez mi?!Vatanımız, namusumuz, kaynaklarımız, huzur ve geleceğimiz adına bu “oyunu bozmak” gerekir. Aksi halde yokluktan yokluğa, yok oluştan yok oluşa sürüklenir, başımız beladan kurtulmaz… Doğru mu?... El–cevap, doğru.Aklın yolu bir; bu sefer çözümü olan, projesi olan, milli duruşu olan, hesabı–kitabı ve bilimsel donanımlı projeleri gün gibi açık olan “milli adres”te 70 milyon ittifak etmek. “Bu sefer BTP” diyenlerin adı, vatanına, milletine, kaynak ve değerlerine delikanlı gibi sahip çıkan Türk evlatları olarak geçecektir. “1 dakikalık” bu muhasebe bile kendimizi, ülkemizi ve bölgemizi kurtarmak için yeter de artar bile...TUNALIM..
|
1
|
0
|
When: 6/03 3:57a

In: DININE GONULDEN BAGL..

By: Mehmet Tunabaş
|

|
BEN DÜNYAYA BÖYLE BAKIYORUM.YA SİZ?...
GENEL OLARAK DÜNYAYA BAKIŞIM..
Buğun dünyada "süper güç" olarak takdim edilen ülkeler, yeni nesle tarihlerini öğretirken, hayalî kahramanlardan ve uyduruk tarihten medet ummaktadırlar. Zira onların tarihlerinde övünülecek, fazilet olarak takdim edilecek hâdiseler pek olmadığı gibi, "örnek şahsiyetler" de yoktur. Onun için ortaya, Teksas, Tommiks, Red-Kit, vs. gibi çizgiroman kahramanları, Süpermen gibi hayalî kahramanlar çıkarmışlardır.
Oysa bizim tarihimiz baştan başa, şanla, şerefle doludur. Tarihimize mührünü basmış sayısız kahramanlar, kumandanlar, idareciler, ilim adamları, san'atkârlar, maneviyat büyükleri, birer masal kahramanı değil, yaptıklarının çoğu tevazu perdesi altına gizlenmiş gerçek kahramanlardır.
Düşünün, ecdadımız İstanbul'u fethettiği zaman, daha Amerika kıtası bile keşfedilmemişti. Ecdadımız dünyanın en büyük topunu icad eder, dünyanın en mükemmel silah fabrikalarını kurarken, bugün dünya silah pazarını elinde bulunduran ülkelerin adlan-sanları yoktu. Ecdadımız, dünyanın en mükemmel ordu teşkilatını, en gelişmiş harp sanayiini kurarken, mimarîde, san'atta, ilimde en mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatları hayretler içerisinde karşılıyordu.
Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatlan hayretler içerisinde ve hasetle seyrediyordu.
Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, gençlerimiz, tarihini bilmez, ecdadını tanımaz oldu. Bunun faturasını da çok ağır ödedik, hâlen de ödemekteyiz. Maddî, manevî sıkıntılarımızın temel sebeplerinden biri, işte bu şekilde mazimizi, tarihimizi bilmeyişimiz, ecdadımızı tanımayışımızdır.
Bize bu cennet vatanı armağan eden, bu güzelim ülkeyi İslam beldesi haline gelen bu topraklar üzerinde Ezan-ı Muhammedi'nin ilelebet yankılanması için canlarını feda eden, İ'la-yı Kelimetullah sancağını üç kıtada şerefle dalgalandıran, ilimde, teknikte, san'atta birinciliği kimselere kaptırmayan ecdadımızı tanımak, herşeyden önce bu vatanda yaşayanların boynuna borçtur. Hususan da gençlerin...
Niçin gençler için "hususan" kaydını koyuyorum. Zira, eğik başlan tekrar dik tutturmak, izzet, vakar, şeref yolunu açmak gençlerin aslî vazifesidir. Yaklaşık iki asırdan beri devam eden Batının tahakkümünden kurtulmak, ekonomik sıkıntı çemberini parçalamak, manevî değerleri yeniden elde edip asıl mecraina oturtmak için, ecdadı örnek almak lazımdır.
Bir Fatih Sultan Mehmed'e bakınız, 21 yaşında İstanbul'u fethetmiştir. Bu bir masal değil, gerçeğin tâ kendisidir. İşte gençlerimiz kendilerine bu büyüğümüzü örnek almalı, "21 yaşında Fatih olmanın" yollarım araştırmalı, kendilerini ona göre hazırlamalıdırlar.
Tarihimize şan veren, bize bu vatanı armağan eden, güzel ahlakın, güzel idarenin numunelerini sergileyen, zaferler ve fetihler yolunu açan büyüklerimizin hayatını her zamaman hatırlamalıyız.
Gençlerimizin, TV filmleri, çizgi filmler, çizgi romanlar bombardımanıyla zihninde yer alan Batılı uyduruk kahramanları değil de, ecdadımızı örnek almasını yürekten arzulamaktayım.
Tarihine ve ecdadına sahip çıkan gençliğin, yakın bir gelecekte, güzel günler kapısını aralayacağına ve hepimizin yüzünü güldüreceğine inanıyorum
TUNALIM..
|
0
|
0
|
N/A
|

|
AKP nin MASON LOCALARI İLE İŞBİRLİĞİNİN BE
AKP nin MASON LOCALARI İLE İŞBİRLİĞİNİN BELGESİDİR…
Kendilerine hayli garip ve uzun bir isim seçen ‘hür ve kabul edilmiş mason locaları’nın sayfasına girildiğinde, sol tarafta ‘mimarsinan dergileri’nin bir resmi var. Onun üzerine tıklandığında ‘mimarsinandergisi.org’ adresi geliyor ama sayfa faal değil. Bu sitenin sahibi kim diye araştırdığınızda ise karşınıza ‘ottoman ltd’ isimli bir şirket çıkıyor.
Tahmin edildiği gibi bu şirketin sahibi de mason locaları. ‘ottoman ltd’ sayfasına girildiğinde ise AKP karşınızda.
1)
http://www.mason.org.tr
2)
http://www.mimarsinandergisi.org
3)
http://whois.domaintools.com
Bu adrese girince karşınıza çıkacak olan kutu içine mimarsinandergisi.org yazın.
Karşınıza çıkacak olan sayfa içinde şu bilgilere ulaşacaksınız:
(sayfadan bir bölüm)
Görüldüğü gibi ‘mimarsinan dergisi’in sahibi (admin) mason locaları. Orada belirtilen e-posta adresi ise:
ottoman@ottomanltd.com.tr
http://ottomanltd.com.tr adresine girildiğinde aşırı yunan kardeşliği dikkat çekici.
Aynı sayfada ottoman medya’nın AKP işbirliğinden söz ediliyor. Ottoman’ın sahibi ‘hür ve kabul edilmiş mason locaları’ olduğuna göre, AKP’nin resmen masonlarla işbirliği yapan, onlara güvenen, asla İslam’la alakası olmayan masonik bir parti olduğu ortaya çıkıyor.
RTE ve avanesinin yahudi beslemeleri, AKP’nin de yahudi imalatı bir parti olduğunu biz biliyoruz bilmesine de, bu soysuzlara inanıp güvenen, RTE ve avanesinin Müslüman olduklarını sanan zavallılar için bunlar…
Kendini unutan müslüman gençler Arap Kürt Partisi’nin (AKP) masonlarla çalıştığının belgesidir….Tunalım..
|
0
|
0
|
N/A
|

|
BİLGİLİ İNSANI KİMSE ALDATAMAZ..
Atalarımız insanları eğitip öğretirken beş umde üzerine yetiştiriyorlardı.Neydi bu umdeler?BİLGİLİ,İNANÇLI,GÜZEL AHLAKLI,AKSİYONER ve GÜZELLİK ve ESTETİĞE AÇIK OLMAK.Dünyaya nizam vermek istiyorsak bu umdeleri uygulayacak siyasi hareketleri acilen desteklememiz gerekmiyormu?Saygılarımla..Tunalım.
|
1
|
0
|
When: 6/30 2:28a

In: TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE..

By: Mehmet Tunabaş
|

|
PKK ya DESTEK VEREN ABD nin KUYRUK ACISI..
ABD nin KUYRUK ACISI
1783 yılı Amerika birleşik devletlerinin akdeniz’de boy göstermeye başladığı yıldır……....
ilk olarak, 25 temmuz 1785'te cezayir açıklarında ABD’nin bir gemisi osmanlı gemileri tarafından ele geçirildi.
1793 ekim ve kasım aylarında 11 abd gemisi daha osmanlıların eline geçti...
Akdeniz’de çaresiz kalan ABD, bugünkü donanmasının temelini 5 eylül 1795'te osmanlı devleti ile yazılı bir anlaşma yaparak gemilerini kurtarmayı başarmıştır. ….. Bu anlaşmaya göre abd osmanlı devletine, akdeniz'de abd sancağı taşıyan hiçbir gemiye dokunulmaması karşılığında, 642.000 osmanlı altını ödeyecekti.
Dili türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, başkanları george washington ve cezayir beylerbeyi imza koydular... (padişah g.washington'u muhatap almadığından bu iş için cezayir beylerbeyini görevlendirmiş)
ABD tarihinde kendi dilinde olmayan tek uluslararası anlaşma türkçe'dir ve abd tarihinde vergi vermeyi kabul ettiği tek ülke osmanlı imparatorluğudur....
kaynak:gazi üniversitesi kırşehir eğitim fakültesi dergisi, cilt 6, sayı 1, (2005), sayfa 231.
BU ANLAŞMA, ABD CEPHESİNDEN NASIL OKUNUYOR?..
.Original English Item: In 1796, U.S. Vowed Friendliness With Islam
A.B.D. İslam’a karşı haçlı seferleri düzenledi mi? Hayır hiçbir zaman. Hatta, imzalanmış ilk diplomatik belgelerden biri, böyle bir tasarıyı reddediyor.
Bundan tam 210 sene önce bu hafta George Washington’un ikinci başkanlık hükümetinin sonlarına doğru, iki Berberî Hükümetin birincisi ile bir anlaşma imzalanmıştı.
Beceriksizce “Barış ve dostluk anlaşması” ismi verilen ve 4 Kasım 1796’da (3 Ramazan 1211) Trablus’ta, 3 Ocak 1797’de (4 recep 1211) ise Cezayir’de imzalanmış olan bu anlaşma, fevkalade barışsever ifadeler içeriyordu.
Anlaşmanın 11. maddesi (tamamı 12 madde) şöyle diyordu:
A.B.D. yönetimi hiçbir anlamda Hıristiyan dini üzerine kurulmuş olmadığından – ki hükümet kendi içinde hiçbir şekilde Müslüman kanunlarına, dinine ve düzenine düşmanlık beslemez – ve adı geçen Devletler hiçbir zaman bir İslam devleti ile bir savaş ve husumet halinde bulunmadıklarından, ilân ederler ki dinî görüşler hiçbir zaman iki ülke arasında hüküm süren uyumun bozulmasına meydan vermeyecektir.
1797 senesi Haziran ayında A.B.D. Senatosu tarafından oybirliği ile onaylanan bu anlaşma, Başkan John Adams tarafından kanun haline getirilerek, A.B.D. devlet politikasının resmi ifadelerinden biri haline geldi.
“Teröre karşı mücadele”nin her geçen gün sayıları artan kişilerce İslam dinine veya Müslümanlara karşı savaş olarak nitelendiği 2006 yılında, kurucuların pek çoğunun kamuoyu önünde “Müslümanların kanunlarına, dinine ve düzenine” karşı bir düşmanlıklarının olmadığını açıklamaları, ayrıca hatırlanması gereken bir olgudur. Bu eski anlaşma benim zımnen A.B.D.nin İslam dininin kendisi ile değil, 1796’da henüz var olmayan ve çoğulcu bir ideoloji olan radikal İslam’la savaştığı tezini desteklemektedir.
“A.B.D. yönetimi hiçbir şekilde Hıristiyan dini üzerine kurulmamıştır” ifadesi sadece Müslüman halklarla olan ilişkileri belirlemekle kalmamış, aynı zamanda “Steven Moris”’in 1975’te “Kurucular Hıristiyan değildi” cümlesi ile çok güzel ifade ettiği fikri savunanlarca 210 senedir yazılı bir delil olarak gösterilmiştir.
Joel Barlow (1754-1812)
Bu şaşırtıcı 11. maddenin çok tuhaf bir boyutu daha var. İmzalanmış olan resmî metin, Arapça idi, İngilizce değil; yukarda sözü edilen İngilizce metin, o zamanlar Cezayir’de Amerikan Baş Konsolosu olan ve müzakereleri yürüten meşhur diplomat Joel Barlow (1754-1812) tarafından yapılmıştı. A.B.D. hükümeti bu tercümeyi resmî metin olarak kabul etmiş ve defalarca çoğaltmıştır.
Bu metin ile alakalı iki mesele vardır:
Birincisi, bir Amerikan anlaşmaları uzmanı olan David Hunter Miller’in (1875-1961) ortaya koyduğu gibi “Barlow’un tercümesi Arapça esas metnin bir özeti, veya daha başka bir ifade ile zayıf bir tefsiridir.”
İkincisi Hollandalı büyük Oryantalist Christiaan Snouck Hurgronje’nin (1857-1936) 1930 senesinde Arapça metni inceleyerek tercümesini yeniden yaptığında 11. maddeye rastlamamış olmasıdır. Bunu da, “Barlow’un tercümesinin 11. maddesinin Arapça metinde her hangi bir karşılığı yok” diye belirtmiştir. Arapça metinde aynı yerde Cezayir Paşasından Trablus Paşasına yazılmış tumturaklı bir mektubun kopyası bulunmaktadır. Snouck Hurgronje’ye göre bu mektup, zırvalıktan başka bir şey değildir. Mektup, A.B.D. ile yapılmış olan barış anlaşmasına dikkati çekmekte ve buna uyulmasını tavsiye etmektedir. Mektubun dörtte üçü, ciddî belgelerde bulunan tumturaklı ifadeleri bilen fakat bunların manalarını kavramaktan aciz bir kâtip tarafından kaleme alınmış giriş bölümünden ibarettir.
Bunca sene sonra böyle büyük bir çelişkinin nasıl hasıl olduğu hâlâ karanlıktır, ve Hunter Miller’in 1931’de yazmış olduğu gibi “görünen o ki böyle kalmaya mahkûmdur. Zamanın diplomatik yazışmalarında bu konu ile ilgili aydınlatıcı her hangi bir bilgi bulunmamaktadır”.
Fakat metindeki bu tuhaflığın sembolik bir değeri var. 210 yıl boyunca Amerikan idaresi, Müslümanlarca imzalanmamış olmasına, ve hatta belki böyle bir anlaşmadan haberdar bile olmamalarına rağmen kendisini İslam dinine karşı barışçı yaklaşımlarla sınırlamıştır.
Görünüşte iki tarafın kabul ettiği “dinî kanaatlerin, hiçbir şekilde iki ülke arasındaki uyumun bozulmasına vesile olmayacağı” ifadesi tek taraflı bir Amerikan taahhüdünden başka bir şey değildir.
Bu tek taraflı miras bu gün de devam ettirilmektedir. Bush yönetimi Müslümanların hiçbir kışkırtma olmadan uyguladıkları İslami şiddete düşmanlıkla değil, finansal yardımlar ve İslam dünyasında demokratik bir yapı kurma girişimleri ile cevap vermektedir.
Other items in category History
Other items in category US policy
TUNALIM...
|
1
|
0
|
When: 7/21 2:59a

In: ABD den TÜRKİYE'YE F..

By: Mehmet Tunabaş
|
|

|

|
|
 |
|