Yakın tarihimizde Türkiye'ye yapılan en büyük ekonomik ve siyasi İHANET,
1997 Kasım'ında, Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığındaki ANAP-DSP Koalisyon hükümetinin IMF ile görüşmelerini başlattığı ve 1998 Temmuz ayında imzaladığı Yakın İzleme Anlaşmasıdır.
Bu anlaşmanın imzalanmasından sonra Türkiye'yi siyasi ve ekonomik açmazlara sürükleyen olaylarda MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin ROLÜNÜ ortaya koyarak, ulusal politikaların güçlenmesine hizmet etmeyi amaçlamaktadır.
Ele aldığımız süreçte Devlet Bahçeli dışındaki siyasi aktörlerin de elbette büyük sorumlulukları vardır. Ancak, Devlet Bahçeli'nin mevcut durumu onlardan farklıdır. İrdeleyeceğimiz dönemin diğer "oyuncular"ı, bugün siyaset sahnesinin dışında kalmışlardır.
Devlet Bahçeli ise iktidara talip olduğunu söylemeye devam etmektedir.
"Devlet Bahçeli'nin SABIKALARI" Niçin Önemlidir
AKP'nin dört yıla yaklaşan iktidarına karşı, bugün nitelik ve nicelik bakımından ulusal iradeyi temsil yeteneğine sahip bir muhalefet oluşmuştur.
Bu muhalefet "esas olarak" ulusal politikalardan yanadır.
Bu durumda; ulusal politikanın "ne olduğu", "hangi araçlarla gerçekleştirilebileceği" konusu hayati bir önem kazanmaktadır. "Devlet Bahçeli'nin SABIKALARI”NIN önemi de burada ortaya çıkmaktadır:
Devlet Bahçeli'nin, MHP Genel Başkanı olarak ve Başbakan Yardımcısı sıfatıyla dâhil olduğu 57. Hükümet'in politikaları "ulusal politikalar" mıydı?
—Devlet Bahçeli, "küreselleşmeyi mi yoksa ulusal menfaatlerimizi mi savundu?
—Devlet Bahçeli, Avrupa Birliği konusunda gerçekçi mi yoksa hayalci mi davrandı?
—Devlet Bahçeli, Kuzey Irak'taki Barzani-Talabani devletine nasıl yardım etti?
—Devlet Bahçeli, IMF ve Dünya Bankası operasyonlarına nasıl teslim oldu?
—Devlet Bahçeli ülkücü tabanı neden ve nasıl kandırdı?
—Devlet Bahçeli "Türkçüler" ile neden ters düştü?
—Devlet Bahçeli Karen Fogg'un casusluğuna neden göz yumdu?
—Devlet Bahçeli niçin erken seçim istedi?
—Devlet Bahçeli Telafer katliamında ve ABD'nin Kürdistan haritaları karşısında niçin sustu?
Kamuoyu tarafından bilinen olaylara ve belgelere dayanarak bu soruların cevaplarını vermeye çalıştık. Kitapta yer alan olaylar ve belgeler, herkesin ulaşabileceği "açık" kaynaklardan hareketle ele alınmıştır.
Devlet Bahçeli'ye atfedilen sözler esas olarak,
Milliyetçi Hareket Partisi'nin internet sitesindeki sayfalardan alınmıştır.
Bunun dışında, gazete koleksiyonlarından, Aydınlık dergisi arşivinden ve çeşitli kitaplardan yararlanılmıştır. Bu kaynaklardan yapılan alıntılar, "dipnot" olarak ayrıca belirtilmemiş, alıntıların yanında kaynaklar gösterilmiştir
MUHSİN YAZICI LORDLAR KAMARASINDA GÜLENDE ORADA
İNGİLİZ LORTLAR KAMARASI, son dönemlerde Türkiye’den giden davetlilerden dolayı adını sıkça duyuruyor.
25 Ekim 2007’de Lordlar Kamarası’nda Fethullah Gülen ele alınmıştı. Hatta Fethullah Gülen baş davetli idi.
Ancak kendisi ABD’de şeker hastalığından muzdarip(!) olduğu için iştirak edemedi. Onun adına sevenleri katıldı. Panelin konusu “ İslam dünyasının dönüşümü ve bu sürece Fethullah Gülen’in katkısı” idi.
Batının İslam’da nasıl bir dönüşüm istediği ve bu konuda Fethullah Gülen’e nasıl bir rol verildiğini yıllardan beri yazdığımız için bugün ayrıca ele almaya gerek görmüyoruz. Ancak İslam’ı dönüştürme gayretinden dolayı Lordlar Kamarası’na davet edilen ve adına methiyeler düzülen bu zatı muhtereme bu konuda verdiği yoğun uğraştan dolayı gerekli alkış ve ödüllerin verilmesini de normal karşılıyorum.
Lordlar Kamarası ilginç bir yer.
Yine geçtiğimiz Aralık ayında aynı salonda bu defa PKK’lılar davetliydi. DTP’liler Abdullah Öcalan posteri altında yaptıkları konuşmalarda bildik bölücü küfürleri savurdular. Toplantı organizatörlerinden Pakistan asıllı Lord Ahmet bu anlamlı günde şu konuşmayı yaptı: “Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesel olarak kabul ettiğimiz bir hak. Bugün burada söz konusu sorunu yaşayan Kürtler, Kosovalılar, Sihler ve Keşmirliler’in temsilcilerini dinledik.” ( Medya– Aralık 2007)
Bir yandan dini dönüşümün öbür yandan etnik dönüşümün kaşındığı Lordlar Kamarası bu defa anlı şanlı bir Türk milliyetçisini konuk etti.
Bu konuk BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu idi!
Yazıcıoğlu, 30 Nisan 2008’de Lordlar Kamarası’nda bir konuşma yaptı.
Yazıcığlu böylesine şaibeli bir çatı altında konuşma yapmaya neden gerek görmüştü? Mensup olduğu milliyetçi görüş buna nasıl bakacaktı? Türkiye ile ilgili hemen bütün programları bölücülük kokan bu salonda ne işi vardı? Yazıcıoğlu “BBP milliyetçiliğini” küreselleşmeye tam olarak açma kararı mı almıştı? Ya da birileri ona böyle bir tavsiyede mi bulunmuştu?
Bu sorular elbette cevap bulması gereken sorular. Ama soruların muhatabının cevap vermesi gereken sorular.
Yazıcığlu’nun Lordlar Kamarası’ndaki konuşmasını merak ediyorsanız söyleyelim, Fethullah Gülen’in herhangi bir konuşmasında verdiği mesajlar neyse bu da aynı!
Şahıslar ayrı mesajlar aynı!
Konuşmasına Türkiye’nin Doğu ve batı arasında bir köprü olması temennisi ile başlayan Yazıcıoğlı bakın neler söylemişti: “Petrol ve doğalgazın Ortadoğu ve Ön Asya’dan Batı’ya aktarılmasında en güvenli, en kısa ve en ekonomik yol olarak Anadolu toprakları ve limanları faaliyet gösterirken Ankara da Doğu ile Batı arasında karşılıklı diyalog ve hoşgörünün tesisinde aktif bir rol alabilecektir.”
“Hoşgörü ve barış ortamı, siyasi ve dini liderlerin aktif katılımı ve medyanın desteği olmadan oluşturulamaz.”
“Türkiye’nin öncülüğünde ya da aracılığı ile Batı ve İslam dünyası yeniden bir araya gelerek, var olan sorunları karşılıklı eşitlik ve mütekabiliyet çerçevesinde görüşmelidirler. “
Muhsin Yazıcıoğlu diyalog, hoşgörü, barış ortamı v.s gibi hiç de yabancı olmadığımız bir dil kullanarak ve adeta dinler arası diyalog sürecinin siyasi ayağında verilecek her göreve hazır olan bir lider edası içinde Lordlar Kamarası’ndaki konuşmasını başarı ile icra etti!
Oysa Avrupa’da son yıllarda Müslümanlara ve Türklere karşı yoğun bir saldırı vardı. Evleri yakılan Türkler diri yanarak ölmüşlerdi. Camilerinin bahçesinde domuzlar gezdirilmişti. Çıplak Türk kadını figürleri içeren heykeller yapılmıştı. Kuran–ı Kerim’leri tamamen yasaklayıp cami yapımını engellemek isteyen parti liderleri çıkmıştı Batıdan.
İşte tam da bu süreçte BBP lideri Lordlar kamarasına koşuyor, zeytin dalı uzatıyor, diyalogdan, hoşgörüden bahsediyor, batı ile İslam dünyasının bir araya gelmesinden dem vuruyordu.
Müslümana ve Türk’e böylesine ağır hakaretlerin yapıldığı bir dönemde kendisini milliyetçi olarak gören bir kişinin Lordlar Kamarası’ndaki bu konuşmasını kendisine hiç yakıştıramadım.
Milliyetçilik bu ise yandık! En korktuğum ,pirincimin içinde pirince benzeyen taşlardır.Saygılarımla....TUNALIM...
www.diyalogmasali.com

