PerfSpot     
Login / Join Now        International







About Dostlar kıraathanesi



Yolu dostluktan yana olan herkese kapısı açık olan oda. Dostlar arasında sınırların kalktığı oda. Sevgi ve saygıdan nasibi olmayanların yeri olmayan oda.
Chat sayfamız yeniden açılmıştır. Grup üyelerimize bol sohbetler.






Albums
View All


New Album (2)

6/13/2007





Members
View All







Videos: Dostlar kıraathanesi
View All







Forums
Create New Forum


ForumsTopicsRepliesLast Post

Dostluk, arkadaşlık, can yoldaşlık
Aslında 2x2=4 olduğu gibi bu kavramlar tüm yeryüzünde, her dinde de aynı anlamı ihtiva eden sözlerdir. Ama Her kesin dostlukla ilgili söyleyecek o kadar sözü var ki. İşte değişen bunlar. Buyrun burada görüşlerimizi paylaşalım
10When: 6/20 12:25p

In: Dostluk varmıdır. Ke..

By: taşralı dayı

Dostluk, arkadaşlık, can yoldaşlık
Aslında 2x2=4 olduğu gibi bu kavramlar tüm yeryüzünde, her dinde de aynı anlamı ihtiva eden sözlerdir. Ama Her kesin dostlukla ilgili söyleyecek o kadar çok sözü var ki. İşte değişken olan dostluk, arkadaşlık, can yoldaşlık üzerine söylenecek şeylerin olmasıdır. Buyrun burada görüşlerimizi paylaşalım
10When: 6/20 12:29p

In: Dostluğa inanıyormuy..

By: taşralı dayı

memleketim
KURBAN OLAYIM Kurban olayım havasına suyuna; Yemyeşil tarlasına, demli çayına. Kurban olayım yaylasına, dağına Adını sevdiğim güzel memleket Kurban olayım peynirine, yağına; Tertemiz suyuna, inek sütüne. Kurban olayım halayına, barına; Adını sevdiğim güzel memleket. Kurban olayım şalvar giyen kızına, Aşıkların o duygulu çalan sazına. Kurban olayım, yarimin ela gözüne. Adını sevdiğim güzel memleket. Kurban olayım ağacına dalına. Selam olsun benden doğulu Allah kuluna. Kurban olayım çiçeğine gülüne, Adını sevdiğim güzel memleket. ERZURUMLU ŞAİR
10When: 6/20 12:33p

In: Memleket nedir? Nedi..

By: taşralı dayı

DİYET
"Size özel menüler" Diyet yapmak istiyorsunuz ama bir listeye bağlı kalmak istemiyorsunuz. Nereden başlayacağınızı, ne yiyeceğinizi de bilmiyorsunuz. O zaman bizim menü önerilerimize bir göz atın. Diyet yapmak istiyenlerin genelde iki tercihi oluyor: Ya bir diyetisyene gitmek, ya da kendi başlarına bir diyet uygulamak. Diyetisyene gidince, elinizde size uygun bir diyet hazır olarak bulunuyor, ama tabii o zaman da bir listeye uyma zorunluluğu var. Her öğün ne yemeniz gerektiği sıkı sıkıya belirlenmiş durumda. Diğer alternatifte de durum tam tersi. Bu sefer de ne zaman ne yiyeceğinizi kendinizin ayarlaması gerekiyor ve ne yiyeceğinize karar vermeniz zor oluyor. Listelere bağlı kalmak sizi sıkıyor, ama aynı zamanda da nasıl bir diyet listesi uygulayacağınızı bilemiyorsanız, o zaman ana öğünler için önerdiğimiz menülere bir göz atın. Kahvaltı Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunu artık dünya alem biliyor. Bu nedenle güne doyurucu ve besleyici bir kahvaltıyla başlamak, metabolizmanıza gaz verecektir. Hem böylece öğle yemeğine dek acıkmaz ve arada bir şeyler yeme isteği de duymazsınız. İşte bazı sağlıklı kahvaltı seçenekleri: Bir kase mısır gevreği. Şekerli olanlardan kaçının, kepekli olanları tercih edin ve yağsız süt kullanın. Taze sıkılmış bir bardak meyva suyu gibisi yoktur. Hem böylece günün ilk meyva porsiyonunu da almış olursunuz. Bir dilim kepek ekmeği üzerine süreceğiniz bir kibrit kutusu kadar peynir, domates ve salatalık diyetlerin en standart ama en doyurucu kahvaltı seçeneklerindendir. Elma, muz, armut gibi meyvalardan bir kase salata yapıp üzerine yoğurt koyabilirsiniz. Hem vitamin ve mineral açısından zengin, hem de lezzetli bir öğündür. Öğle yemeği Öğle yemeğinde ne yiyeceğiniz şartlara bağlıdır. Kendinizi öğleden sonraya hazırlamak için doyurucu bir öğle yemeği yemek iyi olacaktır. Eğer bulunduğunuz yerde diyetinize uygun sağlıklı seçenekler yoksa, yemeğinizi evden hazırlayıp getirebilirsiniz. Ev hanımları ise ev yemekleri yiyebilirler. Restoranlarda olabildiğince taze ve az yağlı gıdaları tercih edin. Salata oldukça doyurucudur. Ayrıca sebzeli, peynirli, et, balık ve tavuklu olarak da yiyebilirsiniz. Peynirli yiyecekseniz, beyaz peyniri tercih edin. Ayrıca yağ ve sostan da uzak durun. Kepekli ekmeğe, az yağlı soğuk etler, yumuşak peynir, tonbalığı ve salata gibi malzemelerle sandviç yapabilirsiniz. Etimek, biskot gibi az kalorili kraker nevi gıdaları da gene yukarıda saydıklarımızla yiyebilirsiniz. Canı tatlı çekenler, meyvalı yoğurt ve taze yoğurttan faydalanabilir. Bir diğer seçenek de çorba. Ancak çorba yiyenler, fazla ekmek tüketmemeye dikkat etmeli. Akşam yemeği Akşam yemeğini tek başınıza yiyorsanız, işiniz daha kolay. Ama arkadaşlarla dışarıda yenen yemekler, diyetinizi sabote edebilir. Bu durumda da yağlı yemeklerden ve kremalı soslardan kaçının. Yemeğinizi kendiniz hazırlıyorsanız, seçenekler sonsuz. Ancak et (protein), sebze ve pasta, makarna, ya da ekmek gibi karbonhidratları dengeli olarak dağıtmaya özen gösterin. Izgara köfte, ya da bifteği yanında haşlanmış/ızgara sebze, ya da salatayla yiyebilirsiniz. Soya filizi, brokoli, havuç, kabak, biber ve mantar gibi sebzeleri doğrayıp derince bir tavada, az yağda karıştırarak kızartın. Izgara balık ya da tavuğu salatayla yiyebilirsiniz. Salata, beyaz peynir ve biraz haşlanmış patates de seçenekler arasında. Sebze yemeği, bir dilim ekmek ve bir tabak yağsız/sossuz salata da oldukça uygun bir seçenektir. İlla da tatlı yemek isteyenler, meyvayı, az yağlı yoğurt, diyet puding, dondurma gibi seçenekleri tercih etmeliler. Tatlıyı her öğünden sonra yememeye özen gösterin. Eğer içki içmek istiyorsanız, bir-iki kadeh beyaz şaraptan fazlasını içmemeye bakın.
00N/A

SEVGİ
Ne kadar sevgi o kadar ızdırap... İnsan annesini babasını sever, onlar gidince üzülür, gençliğini sever, o da gider. Malını mülkünü sever; onlarda birer birer gittikçe üzüntüsü artar. Makamını şöhretini sever. Her şey akıp gider. Giden her şey geride keder bırakır. Çünkü sevmek bir cevhere, o parça parça dağıtılmış her sevgiye gönülden bir bağıdır. O bağ kopunca acı artar. Sonra evhamlar hücum eder: Acaba hasta olur muyum? Acaba yangın çıkar mı? İşimi, eşimi kaybeder miyim? Bu acabalar, ihtimaller uzadıkça şahsın kederleri artar. Sonra korkular onun başına üşüşür. Her insanın korkacağı bir şey vardır. Bazen o korkuların bütünü bir insanda toplanabilir. Her insan evhamlardan ve korkulardan kurtulmak için kendisini içkiye, kumara, uyuşturucuya verir. Hiç düşünmeden bunlardan teselli bekler. Korktuğu her şey başına gelir. Her şeyi kaybeder. Ayakta duramaz, konuşamaz, yaşayamaz hale gelir. Başkalarının merhametine muhtaç olur. Sevip sevmemek insanın elinde değildir. Bunlar ruhun gayretidir. Sevmek duygusu içinde yerleştirilmiştir. Sevmemek olmaz. İnsan bir şeyleri sevmek zorundadır. Sevilmemesi gereken şeyleri severse, elemleri o ölçüde artar. Hayatı, dünyayı seven insan ölümden öylesine korkar ki, dünya başına zindan olur. İnsanı yaratan Allah, insanın içine sevmek duygusunu koymuş ki Allah'ı sevelim, Allah'ı sevenleri sevelim, Allah'ın sevdiklerini sevelim. Bu sır anlaşılırsa insan için dünya mâna kazanır. Yaşantısını da, dünyayı da cennet eder.
00N/A

AŞK KORKUYU KOVAR. SENİ SEVİYORUM......
Aşk korkuyu kovar Aşk bizi korkunun hantal kanatları altından çıkarır ve sonsuz hayata fırlatıp atar. İşte, bu nedenle aşk unutulmaz bir heyecan kasırgasıdır. Enerjidir. Karşı cinsin enerjisi ve sevgisiyle oluşturulan bir sinerjiye dönüştürülebilirse büyük bir güçtür. Korku ve onun uzantıları suyun önünü kapatan taşlar gibidir, içimizde bir şeyleri tıkar. İçimizden geldiği gibi davranırsak kendimizi özgür hissederiz. Samimiyet bu özgürlükle dalgalanarak yayılır. Kendimizle buluşmanın yolu cesaretten geçer. Korku bizi umutsuz ve geleceksiz bırakır. İnsanı sadece aşk ve sevgi korur. Sevgisi olmayan insan için yapılacak bir şey yoktur. Vaktim yok, diyene sevginin zamanı mı olur diye sorarlar. Sevgisiz yaşam ölü yaşamdır. Modern zamanların hapishanesini oluşturmak yerine bu zamana bir şey katmak gerekmez mi? Biz ne verebiliriz diye düşünmeyi denemek yerine devamlı biz ne alabiliriz diye bakan insanlar… Devamlı alma peşinde olan insan sevginin de sadece alıcısı olmayı istiyor vericisi değil. “Ben zamanında verdim anlamadı” diyenler de var. Buzdolabı satıyor sanki vadesi doldu alsaydın, almadın ucuza verdim. Elimde kalmadı. İnsan kendi dışında bir şey olamaz. Sevgisiz ve ilgisiz noktaya gelen zaten hiçbir zaman derinliğinde sevgi bulunmayan bir bencildir. “Seninle yalnız değilim, kimse kimseyle yalnız değil gece yıldızlardan da yalnız Sokağın öfkesi senin yumruğunda Dudaklarında, şiirin aydınlığı cilalanıyor Seni seviyorum ve gecenin ödü kopuyor kendi karanlığından.”* Karanlıktan korkmayın ki karanlığın ödü kopsun. Şifre: Seni seviyorum. *Luis Espinoza Yüreğin Yolu *Ahmed Şamlu şiiri
00N/A

SINIRLARI ZORLAYALIM Kİ YENİ KAPILAR AÇILSIN
Sınırları Zorlayın İnsan hayatında birçok sınırlar vardır ve bu sınırların ötesine geçmek ürkütücü bulunur. Hayatımızda fizikî sınırlar olduğu gibi zihnî sınırlar da vardır. Zihnî sınırlamalar beyin fırtınası oluşturacak şekilde düşünmemize izin vermezler, değişimi engellerler. "Bu daha önce denenmedi, çok güçsüzüm, izin vermezler, yapamam, ne derler, bu kadar da olur mu?.." gibi ifadeler zihnî sınırlamalara örnektir. Zihnî kalıplar aşıldığı an, kapılar açılır ve yepyeni ufuklar bizi bekler. Sınırları bazen bir soru ile aşarız. Tıpkı Edward Lande, ailesinin fotograflarını çekerken küçük kızının 'fotograflarımızı görmek için niçin beklemek zorundayız?' sorusunda olduğu gibi. Sınırlarımızı zorlayalım, düşünelim, düşünelim, derin tefekkürlere dalalım. Muhteşem birer makine olan hücrelerimizi, sütün dışkı ile kan arasında nasıl oluştuğunu, uzayın sonsuz büyüklüğünü, kuşları, denizleri, rüzgârı... Beynimizde fırtınalar oluşturalım. Neticede yenilikler, keşfedilenler sizin olsun.
10When: 6/20 12:39p

In: KORKULARI OLAN AŞIK..

By: taşralı dayı

AYRIMCILIĞI İÇİMİZDE DE YAŞAMIYORMUYUZ
Beyaz adam evimize gelmez ki! Kenya’nın fakir bir beldesinde yaşarız biz. Günübirliktir hayatımız... Bulduğumuz kuru bir ekmek mutlu etmeye yeter de artar bizleri. Ben, eşim ve çocuklarım küçük bir teneke barakada yaşarız. Yadırgamayız halimizi asla. Zaten birçok Kenyalı da bizimle aynı kaderi paylaşır. Mahallemizin dar, toprak sokaklarından üstü açık lağım kanalları geçer; hastalık, ölüm eksik olmaz beldemizde. Yakıcı güneş ışıkları teneke barakamızı fırına çevirir adeta; sıtma, dizanteri, tifo bırakmaz yakamızı bir türlü... Bir de beyaz adamlar yaşar bizim ülkemizde. “Onlar ve biz” olarak hayatı sürdürürüz, garipsemeyiz aramızdaki uçurumu: Beyaz Efendi hep üstündür, daima güçlüdür, her zaman saygıya layıktır. Bizlere kendi inanç sistemlerini anlatmaya gelen farklı dinlerin mensupları da hep bu ayrılığı ima ederler: Dinlerini anlatırken zenci-beyaz farkını dile getirmeseler de yaşantılarıyla hissettirirler derimizin rengini... Ayrı sofralarda oturur, ayrı arabalara biner, ayrı evlerde yaşar onlar da. Bazen ışıl ışıl yıldızlarla dolu Afrika gecelerinde eşimle oturur, derin düşüncelere dalarız. İşte o anlarda kimi zaman kafamızdaki şablonları zorlar, bu anlamsız farklılığa ve adaletsizliğe düşüncelerimizle baş kaldırır; kâinatı yöneten ve onu mükemmel bir şekilde hareket ettiren Zat’ın ülkemizde yaşanan bu zenci-beyaz ayrımından pek de hoşnut olmadığını düşünürüz. Bir gün bizim gibi düşünen beyazların da olacağını ve onlarla tanışacağımız ânı hayal ederiz. Afrika’mızın kara bahtının bu buluşmayla aklanacağını tahayyül ederiz gözlerimiz dola dola. Ama sabah uyanınca hayallerimiz sona erer hayatın gerçekleri bir kamçı gibi yüzümüze çarpar. Onlarla tanışacağımız âna kadar hep böyle devam etti hikâyemiz... Yani, eşimin Türk Okulu’nda öğretmen olarak işe başlamasına değin. Evet, onlar da beyazdı; ama davranışlarıyla, hayat tarzlarıyla kafamızda oluşan kalıpları alt üst etmişlerdi. Bir beyaz zencilere nasıl servis yapar? O yaz eşim Hasan yeni açılan bir Türk Okulu’nda öğretmen olarak işe başlamıştı. Okulda göreve başladığı ilk günün akşamı Hasan’ın söylediklerini hiç unutamıyorum. Bana büyük bir heyecanla şunları anlatmıştı: “Biliyor musun yöneticiler ve öğretmenlerin bir kısmı beyaz fakat bugüne kadar tanıdıklarımızdan çok farklı. Aynı şartları paylaşıyoruz, aynı masada aynı yemekleri yiyoruz... İnanmayacaksın; ama bana ve zenci arkadaşlara kendi insanlarına davrandıkları gibi davranıyorlar; bir beyaz öğretmen bizlere tepsiyle çay dağıttı. Okul müdürü bir ara beni çağırarak yaşadığımız ortamla ilgili bilgi aldı. Anlattığı şeyler gerçekten şaşırtıcıydı; bir beyaz adam zencilere nasıl hizmette bulunabilir, aynı ortamı ve standartları nasıl paylaşabilirdi! Bunlar gerçekten bugüne kadar karşılaşmadığımız davranışlardı. Hasan’a, “Bu davranışları içten olmayabilir. Buralara yeni geldikleri için bizlere ihtiyaçları vardır. Birkaç ay sonra bildiğimiz diğer beyaz adamlar gibi davranırlar.” diye cevap verdim. Ancak aradan günler aylar geçti. Okuldaki bu insanların davranışları hiç değişmemiş, tam aksine zaman geçtikçe daha da samimi ve içten hale gelmişti. Kocam her akşam eve döndüğünde bana onları anlatır olmuştu. Bu insanlarla bir fırsatını bulup tanışmak için adeta can atıyordum. Kafamın bir tarafında hep şu soru vardı: Bir beyaz adam asla kendisini bizimle eşit görmez. Bu mutlaka okulun prensipleriyle ilgili bir durumdur. Hasan yine bir akşam telaşla ve heyecanla geldi eve. Bana, “Fatma müjde, onlarla artık tanışacaksın. Müdür bey Türkiye’den gelen birkaç misafirle beraber bize gelmek istediğini söyledi.” Önce çok şaşırdım; çünkü böyle bir şeyin asla mümkün olmayacağını düşünüyordum. Hatta Hasan’a biraz da kırılmıştım: “Lütfen benimle alay etme, dedim. O ise hâlâ aynı heyecanlı ses tonuyla “Alay etmiyorum. Gerçekten yarın akşam bize gelecekler, buna inan.” diyordu. Eşim oldukça ciddiydi. Onu iyi tanırım. Bu ses tonu ve bu yüz ifadesiyle asla şaka yapmaz. Artık tatlı bir heyecan ve merak sarmıştı beni de. Fakat hâlâ bir yanlışlık olabileceğini düşünüyordum. Hasan’a set bir ses tonuyla: “Beyaz adam evimize gelmez ki!” dedim. O an ağladığımı fark ettim. Aman Allah’ım neden ağlıyordum ki... Yoksa... Yoksa simsiyah tenimden süzülen bu beyaz gözyaşları beklediğim, özlediğim ak Afrika’ya mıydı? Beklediğim nur yüzlü insanlar onlar mıydı acaba? Ertesi günü ve gelecekleri saati iple çektim. İçimde hep “Acaba gelirler mi ki?” sorusu vardı. Gelseler bile bize nasıl bakarlar, nasıl davranırlardı; bu farklı halimizi ve ortamımızı nasıl karşılarlardı? Ve geldiler... Önce eşimle kucaklaştılar bir bir... Sonra beni saygıyla selamladılar, büyük bir nezaketle halimi hatırımı sordular... Heyecandan titriyordum, mutluluktan ağlamak geliyordu içimden.. Belki de ağlıyordum. Beyaz adamlar bugüne kadar hiç kimseden görmediğim bir saygıyla ve içtenlikle selamlamışlardı beni. İlk kez bir zenci ile beyazın böylesine dostça kucaklaşmasına şahit olmuştum. Hepsinden önemlisi de çocuklarımı tek tek kucaklarına almış onları okşayıp öpmüşlerdi. Üstelik teneke, tek odalı evimizi hiç yadırgamamışlardı. Hepimize ayrı ayrı hediyeler getirmişlerdi. Bir saat boyunca evimizde neşeyle oturup hiçbir şeyi! yadırgamadan ve tepeden bakmadan bizimle olmuşlardı... İşte o zaman anladım ki beklenen ak adamlar, nur yüzlü insanlar onlardı. Yine o zaman anladım ki küçük teneke barakamız tarihe şahitlik ediyordu. Afrika’mızın kara bahtını değiştirecek, beklediğim insanlar galiba bunlardı... Bu yazıda anlatılan olaylar, Kenya’nın başkenti Nairobi’nin bir semtinde, 2004 yılında yaşanmıştır. Kibera adını taşıyan bu semt teneke evlerden oluşan 400 bin kişilik bir yerleşim alanıdır. Hikaye, olayları yaşayanlar tarafından anlatılmış ve Orhan Keskin tarafından kaleme alınmıştır.
10When: 6/20 12:46p

In: Beyaz adamın ruhu iç..

By: taşralı dayı




Dostlar kıraathanesi





Founded: 6/13/2007
Members: 9





Join Group



 







PerfBoard
View Your Posts | Post | View All


No entries found.