PerfSpot Company Logo

Logg inn / Delta Nå





Om 2 inci KUVAY"I MILLIYE HAREKATI





     

       Uluslararasi   Milli Ekonomi Modeli Kongresi '05 Kapanis Konusmasi/
TürkçeEnglishRussianGerman (milli  Ekonomi)  Kimse söndüremez tüter bu ocak,
Adi türktür Bu vatanin türk kalacak.
Sehit ve gazi bedelidir bu sanli bayrak,
Adi Türk'tür bu vatanin türk kalacak.
Nice sehitler vermis bu toprak,
Sahiip çikilacak vatan ve bayrak.
Tüm gençlik vatan bekçisi olacak,
Adi Türk'tür bu vatanin Türk kalacak.
Her safakta bir isik parlayacak,
Tüm gençlik ona sahip çikacak.
Türk gençligi usak olmayacak,
Adi Türk'tür bu vatanin Türk kalacak.
 Düsman karsisinda birlik olacak,
Baris ve kardeslik ülkümüz olacak.
Huzuru bozana dünya dar olacak,
Adi Türk'tür bu vatanin Türk kalacak.
Yüzlerce Murat gazi olacak,
Binlerce Serdar sehit Olacak.
Tüm gençlik nöbet tutacak,
Adi Türk'tür bu vatanin Türk kalacak
.
                  TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, http://www.btp.org.tr/

her bakımdan tıkanmış olan Türkiye’de “alternatif yok” yaygarasının çözümün gerçek adresini örtmek için bir saptırmaca olduğunu belirterek,
“Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor!” dedi.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş,
tüm dünyanın krizle çalkalandığı bir dönemde gündeme getirdiği Milli Ekonomi Modeli’ne,
“Ekonominin ve Sosyal Devlet’in kitabını yazdım ve dedim ki; ey dünya, ilim dünyası alın,
bunu okuyun, yanlışım varsa yüzüme çarpın…
Veya ne gerekiyorsa onu yapın.

Ama yanlış yoksa, bunu delikanlı gibi de söyleyin.
Dünya, eser ve projelerimi didik didik etti, irdeledi ve sonunda kararını verdi; bu model, değil Türkiye’yi, dünyayı kurtarır.

Bilim adamları, Milli Ekonomi Modeli’ni baştacı yaptı. İşte çözüm bu...
Ne yapalım Türkiye’nin batmaktan ve çöküşten başka alternatifi yok diyenlere tekrar hatırlatıyorum; Türkiye’nin alternatifi var, o da BTP’dir.
Dünyayı da ayağa kaldıracak modelimiz var; o da Milli Ekonomi Modeli’dir. Dünya bunu konuşuyor, bilim adamları bunu söylüyor” sözleriyle dikkat çekti.

Dünya tıkandı, mevcut sistemler çöktü diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Hem Türk ekonomisini düze çıkartacak, hem de dünya ekonomisine yön verecek tek çözüm milli ekonomi modelidir” dedi.

Kapitalizm arapsaçı

Prof. Dr. Baş dünyanın dört bir yanından uluslararası Milli Ekonomi Modeli kongrelerine katılan bilim adamlarının tezle ilgili değerlendirmelerini hatırlattı.
BTP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Ne dediler biliyor musunuz? Rus bilim adamı Lisichkin diyor ki, ‘biz böyle bir sistemin bizden çıkacağını bekliyorduk. Böyle bir tezin bize ait olacağını bekliyorduk.
Maalesef bu sizlerden çıktı.

Biz buna da razıyız’. Başka ne diyorlar? ‘Bu eser bir dâhinin eseridir…’
Avrupalısı bunu söylüyor. Amerikan profesörü bunu diyor.”

Ekonomik çıkmaza giren dünyada mevcut kapitalist ve komünist sistemin artık çöktüğünü belirten BTP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Dünyayı kıvrandıran bu liberal–kapitalist ekonomi anlayışı…
Bunların hepsi hikâye… Bunlar sistem değil ki; arapsaçı. Kimsenin bir şey anladığı yok.
Oturdum, ben bunu tek tek neresi doğru, neresi yanlış tespit ettim.

Ben böyle bir tez yazdım.
Yahu iki tane harfi yanyana getiremeyen adamları siz bu ülkede başbakan yaptınız.
Dünyaya diz çöktüren adama sırtınızı döndünüz; sanki ondan intikam aldınız.

O zaman da olan milletimize oldu, devletimize oldu. Yazıklar olsun deme hakkına sahip değil miyim?”

Alternatif BTP
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş,

Türkiye’de alternatif yok şeklinde dile getirilen görüşlere de tepki gösterdi.

Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Türkiye’nin önü tıkalıymış, alternatifi yokmuş, bilmem ne?! Safsataya bak… Çözümün gerçek adresini örtmek için uydurulmuş safsata.
Bunları uyduranları ben talebe yapmam.
Vallahi talebe yapmam. Kimdir onlar?

Bir yandan ülkeni, insanını, devletini, askerini ve milletini Amerika’ya, Avrupa’ya peşkeş çekeceksin, beslediğin medya senin namına boyuna propagandanı yapacak, sen de adamım diye, delikanlıyım diye gezeceksin…
Buna kargalar bile güler.”

Milletin ve devletin sıkıntılarına son vermenin yine milletin elinde ve azminde olduğunun altını çizen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Türkiye, kabul etsek de etmesek de, bir noktaya geldi.
Açılım istiyor. Bu açılım, Bağımsız Türkiye Partisi’nin dışındaki bir hareketle mümkün değil…
Türkiye’nin tek alternatifi var; o da BTP’dir, Milli Ekonomi Modeli’dir, Sosyal Devlet projelerimizdir.

Gelin elele verelim. Milletin ve devletin bu sıkıntısına son verelim bu sizin elinizde, milletimizin elinde ve azminde. Gelin elele verelim, devlet ve milletimizin nasıl şahlandığını hep beraber görelim. Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor” dedi.
tunalim195TÜRK TARİHİ
20 Ocak 2009, Salı

Sil
www.milliekonomimodeli.comt

 


- The best bloopers are a click away

- T

 







Album
Se alle







Medlemmer
Se alle







Videoer: 2 inci KUVAY"I MILLIYE HAREKATI
Se alle







Forum
Lag nytt forum


ForumTråderSvarSiste post

GUN SEHITLERIN ARKASINDAN AGLAMA GUNU DEGILDIR..
Türkiye’nin kendine gelme vakti, gelip geçmek üzeredir. İşin gaflete gelir tarafı kalmadı. Güneydoğumuz kanıyor, kanatılıyor.Son iki günde 10 şehit verdik. Şehitlerimiz, vatanın her yanından… Güneydoğumuz değil, Türkiye kanatılıyor. Bugüne kadar işbaşına gelmiş siyaset sınıfının hepsinin vebali var bu işte… Yıllarca teröre karşı şu kadar askerini şehit vermesine rağmen, Amerika’dan desturlu politikacılarımız gibi aynı Amerikan ağzıyla “eyalet sistemi”nden dem vuran askerler da sütten çıkmış ak kaşık değiller. Ta 1940’lı yıllarda Güneydoğumuzu “CIA mamulü Kürdistan haritaları” içinde göstermeye başlayan ABD Başkanı Truman’ın aklıyla Türk siyasetini şekillendiren İnönü’den başlar bu hikaye… NATO ve CENTO patentleri altında Amerika’ya bölgemizde bekçilik yapmayı içlerine sindiren idarecilerin vebali var bu işlerde… Çekiç Güç’ü bölgemize yerleştirenler, bu gücün süresini doldukça uzatan Atatürkçülerimiz, demokratlarımız, milliyetçilerimiz ve hatta koalisyon ortağı “İslamcı” geçinen partilerimiz vebal sahibidir bu işlerde. ABD ile “Türkiye’nin milli menfaatleri” ekseninde işbirliği yapmak yerine, “koltuk garantisi” karşılığında tek yanlı stratejik ortaklık kuranların veballeri var. ABD ve bölgemizdeki maşaları pozisyonundaki AB devletleri dışında, sanki dünyada işbirliği yapılacak devlet yokmuş gibi gözlerini bölgemize ve dünyaya karşı kapatmış, beynini Haçlı odalarında bir nevi tecride almış politikacıların günahı çok bu işlerde. Ayakları yere basan sağlam ve köklü milli politikalar ve milli kalkınma modelleri üretmek yerine, ecnebilerin akıllarıyla iş görerek “adeta ecnebilerin yararına milletimizi idare etmeyi” siyaset zanneden ve bu siyaseti sürdüren politikacıların vebali çok bu işlerde. Terör bataklığının Çekiç Güç olduğunu bildiği halde, bu gücün sahipleriyle ne pahasına olursa olsun sarmaş–dolaş olanların vebali çok bu işlerde. Bağımsız Türk yargısının Apo hakkında verdiği hükmü infaz etmek yerine, onu besleyenlerin aklıyla dosyaları sümenaltı edenlerin günahı az değil bu işlerde… Bakmayın şehit cenazelerinin arkasında nümayiş yaparak “sürekli pişkin istismarcılığa soyunmaları”na. Güneylisi, kuzeylisi, doğulusu ve batılısıyla Tüm vatan evlatlarını açlığa, işsizliğe, yokluğa ve yoksulluğa mahkum ederek, bölgemiz üzerinde iştah kabartan ve işgallerini sürdüren ABD’nin ve AB’nin potansiyel güdümlüsü haline getirenlerin vebali çok ama çoktur bu işlerde. Yılan zehirler, eşek arısı sokar, sırtlan parçalar… Yaratılışı bu. ABD işgal eder, AB kalleşlik yapar… Sicilleri, şecereleri ve karakterleri bu… Yapılanlar olağan. Bu bağlamda olağan olmayan, asla normal olmayan bir gerçek var; o da Türkiye’nin vaziyetidir. Türkiye ve Türk milleti enayi değildir, şamar oğlanı hiç değildir. Ancak yerli ve ecnebi kimi etki ve yetki sahipleri, Türkiye’yi enayi yerine, şamar oğlanı yerine koyuyorlar… İşte bu nokta hiç de olağan değil, hiç de normal değil. Ecnebilerden akıl devşirerek iş gören mandacı siyasetçiler ise bunların değirmenine su taşıyorlar… İşte bu nokta da hiç olağan değil, hiç normal değil. Kartelin naklettiği haberdeki vaziyete bakın şimdi: “Tunceli’nin Hozat İlçesi kırsal kesiminde dün güvenlik güçleriyle çatışmaya giren 2’si kadın DHKP–C’li 4 terörist ölü ele geçirildi. Güvenlik güçleri sürdürdükleri operasyonda örgütün sözde silahlı kanat sorumlusu olan Cengizhan Pilav’ı sağ olarak ele geçirildi. Pilav’ın 2002 yılında cezaevinde ölüm orucu eylemi sırasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedildiği öğrenildi. Pilav’ın aftan sonra Yunanistan’a kaçtığı ve burada eğitim aldıktan sonra geçen yıl 6 teröristle birlikte Tunceli kırsal kesimine geldiği belirtildi. Gözaltına alınan Pilav’ın sorgusunun sürdürülüyor.” Bu olağan durum mu, normal durum mu beyler?! Bu anormal vaziyetin faturasını, bağrı yanık Türk milleti ödüyor. On binlerce şehid kervanına, her gün beşerli–onarlı şehitler ekleniyor. Çiçeği burnunda gelinler civanlarını yitiriyor, anaların yürekleri dağlanıyor… Vatanımız ise, “olağanüstü politik pişkinlikler”le bölünüp parçalanmaya devam ediyor. Bu “olağanüstü pişkinlik”lerden istifade eden işgalci ABD’nin Genelkurmay Başkanı R. Myers, “PKK ile mücadele öyle kolay değil; ileri giderseniz kapışırız” cümleleriyle gözdağı veriyor. Bu işgalci ABD gözetimindeki Karton Kürdistan’ın Bölgesel Başkanı Barzani ise “Diyarbakır’a karışırız” küstahlığına tevessül edebiliyor… AKP hükümeti ise ABD’nin stratejik ortağı, Barzani’nin masa arkadaşı... İşte bu vaziyet, anormal. Bu anormal vaziyeti, şehit cenazelerinin arkasından ağlayarak normalleştiremeyiz. Sivil–asker, genç ihtiyar hep beraber ağlasak, ağlaşsak Türkiye’nin sürüklendiği bu anormal vaziyeti düzeltemeyiz. Bu anormal vaziyeti düzeltmenin yolu, şehit cenazelerinin arkasında ağlamak değildir. Bilakis acımızı ve gözyaşlarımızı bağrımıza basarak; vatana, millete, dine–devlete sahip çıkılması gerektiği gibi delikanlıca, şehitlere yakışırca ve şehitçe sahip çıkmaktır. Bu anormal vaziyeti düzeltmenin yolunu BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey gösteriyor. Milli Ekonomi Modeliyle gösteriyor, Sosyal Devlet teziyle gösteriyor, devlet–millet sivil–asker tek yürek tek bilek olma söylemiyle gösteriyor, vatandaşlık maaşıyla gösteriyor, kainat devleti ufkuyla gösteriyor. O halde gün, ağlama ve ağlaşma günü değildir… Gün, millet olarak vaziyete el koyma günüdür. Gün, ecnebilerden aldıkları akıl ile politika yapan tüm mandacıları sandığa gömerek BTP’yi işbaşına getirmek, böylece Türk milletinin iradesini iktidar etme günüdür. tunalim...
10Når: 6/03 4:14a

I: BATIDA INSAN HAKLARI..

Av: Mehmet Tunabaş

LÜTFEN BİR DAKİKANIZI AYIRIN,BİR DAKİKADA AYI
Vaktiniz kıymetlidir, biliyorum. İnsanın nefesi sayılı, ömrü sınırlıdır. Ancak 1 dakikanızı Vatanımız, namusumuz ve geleceğimiz adına “1 dakikalık muhasebe”yi öneriyorum.Sade, açık ve net üç–beş soruyu kendimize soralım.Hangi görüşten olursak olalım… Bu güne kadar hangi parti çatısı altında olursak olalım; “1 dakikalık muhasebe” yapmamız şart.Şöyle bir düşünelim…Ecnebiler, bölgemizde diledikleri gibi at oynatıyorlar mı?!El–cevap, “evet”. Bu soruya herkes “evet” cevabı veriyor.Türkiye’miz, kuşatma altında mı? Etrafımız ateş çemberiyle çevrili mi?El–cevap, “evet”. Bu soruya da herkesin ortak cevabı “evet”.Bu cadı kazanını kimler kaynatıyor?! Kimler bölgemizi ateşe veriyor? Bölgemizin can, mal, namus, akıl ve din emniyetini yok ediyor? El–cevap, ecnebiler. Yani, AB, ABD, İsrail, IMF, Vatikan, Moon ve sair “küresel odaklar”.Bu cevaplarda da hemfikir miyiz? Hemfikiriz… Hayır, değiliz diyen var mı? Yok… İttifakla hemfikiriz.80–90 sene önceki Kurtuluş Savaşımızda, 1974 Kıbrıs Barış Harekatımızda, Hicaz’da, Trablusgarp’ta, Balkanlar’da bu ecnebilerle kapıştık mı? Bunlarla boğuştuk mu?!El–cevap, boğuştuk… Boğuşmadık, diyen varsa beri gelsin… Boğuşmadık diyen yok.Konu farklı bir noktaya kaymış gibi olsa da, kaymaz; şunu sorayım: Karakteri sokmak ve zehirlemek olan yılanla, Kobra’yla yatağa girilir, arkadaşlık yapılır mı? El–cevap, yapılmaz.Tarihten bugüne, fırsat bulduğu an yüce milletimizi ve bölge insanını sokmak isteyen bu “ecnebiler” bir nevi zehirli yılan karakterli değil mi? Eyvallah... Herkesten eyvallah.O halde bunlarla ilişkilerimizi tedbirle ve basiretle dizayn ve koordine etmek gerekmez mi? Elbette… Elbette gerekir. Herkes bu bağlamda hemfikir. Bunlarla tek taraflı sevdalık yapmak, bunların stratejik ortağı olmak, bunların aklına meftun olmak, kendi hayati meselelerimizde bunlardan akıl devşirmek, bunların aklıyla “devlet politikaları”mızı oluşturmak, bunların güdümüyle yerel–bölgesel ve küresel vaziyet almak akıl kârı mı?! El–cevap, akıl kârı değil… Yılanla, sürekli aynı yatağı paylaşmak gibidir.Ekonomide, iç siyasette, dış politikada, askeri alanda başımıza çuval geçiren bunlar değil mi?! AB, ABD, IMF, Vatikan ve sair odaklar değil mi… Türkiye’mizi bölmeye kalkışan, vatanımızın ve milletimizin bütünlüğünü dağıtmaya çalışan, başımıza PKK terörü belasını saran, gençlerimizi ayartarak kimliğinden, kişiliğinden ve dininden eden, etnik parselasyonlar yapmaya kalkışanlar bu “ecnebiler” değil mi? İşletmelerimize, topraklarımıza ve kaynaklarımıza çullanan bunlar değil mi?!El–cevap, “bunlar…”Bunların içerideki ortakları kimler?! Hangi parti AB’ci, ABD’ci, IMF’ci, Vatikancı–Mooncu?!Üç–aşağı beş yukarı hepsi… Atatürkçü, milliyuetçi, dindar, muhafazakar, demokrat, sosyal demokrat kılığında ne kadar partimiz varsa; ya AB’ci, ya Amerikancı, ya IMF’ci, ya Moon veya Vatikan seanslarından geçmiş.İftira mı; hayır, asla… Doğru mu, doğru. Hepsi tescilli, hepsinin mazileri ve şecereleri ortada… Kimi gönülden bunlara bağlı, kimi bunların stratejik ortağı, kimi çaresizlik ve çözümsüzlükten bunların suyuna kapılmış, kimi iş bilmezlikten… Ama bir gerçek var; partilerimizin tamamı bunların aklına göre yelken açıyor.Başa dönüp soralım; bu ecnebilerin aklına göre siyasi yelkenler açanların, milletimize bir faydası olur mu? El–cevap, olmaz… Olamaz. O halde çare ne?! Çare, ne AB, ne ABD, ne IMF; tek çözüm Bağımsız Türkiye diyen BTP’de buluşmak… Ama bu günlerde bu sloganları vatandaşlarımızı meydanlara döken CHP ve sair partiler de kullanıyor?! Sadece kullanıyorlar; yani istismar ediyorlar o kadar… Sloganlarının altı boş içi kof… Milli bir çözümleri, milli bir modelleri, milli bir reçeteleri olmadığı halde; “toplumun teveccüh ettiği milli modeli bulunan olan gerçek Bağımsız Türkiye adresi”nin üstünü örtmek için çabalıyorlar. Bu sebeple, “Bu meydanlara gelenler CHP’ye, gelmeyenler AKP’ye oy versinler” diye açık açık “hariçten güdümlü yönlendirme” yapıyorlar. Bu yönlendirme ifadeleri, foyalarını ortaya koyuyor. Türkiye üzerindeki eller, “milli irade”nin “milletimizin iradesi istikametinde tecelli etmesi”nin önüne geçmek, böylece TBMM’yi tekrar AB, ABD, IMF ve Vatikan’ın taleplerini karşılayan bir koltuk düzeneğine çevirmek istiyorlar.Bu oyunu bozmak gerekmez mi?!Vatanımız, namusumuz, kaynaklarımız, huzur ve geleceğimiz adına bu “oyunu bozmak” gerekir. Aksi halde yokluktan yokluğa, yok oluştan yok oluşa sürüklenir, başımız beladan kurtulmaz… Doğru mu?... El–cevap, doğru.Aklın yolu bir; bu sefer çözümü olan, projesi olan, milli duruşu olan, hesabı–kitabı ve bilimsel donanımlı projeleri gün gibi açık olan “milli adres”te 70 milyon ittifak etmek. “Bu sefer BTP” diyenlerin adı, vatanına, milletine, kaynak ve değerlerine delikanlı gibi sahip çıkan Türk evlatları olarak geçecektir. “1 dakikalık” bu muhasebe bile kendimizi, ülkemizi ve bölgemizi kurtarmak için yeter de artar bile...TUNALIM..
10Når: 6/03 3:57a

I: DININE GONULDEN BAGL..

Av: Mehmet Tunabaş

BEN DÜNYAYA BÖYLE BAKIYORUM.YA SİZ?...
GENEL OLARAK DÜNYAYA BAKIŞIM.. Buğun dünyada "süper güç" olarak takdim edilen ülkeler, yeni nesle tarihlerini öğretirken, hayalî kahramanlardan ve uyduruk tarihten medet ummaktadırlar. Zira onların tarihlerinde övünülecek, fazilet olarak takdim edilecek hâdiseler pek olmadığı gibi, "örnek şahsiyetler" de yoktur. Onun için ortaya, Teksas, Tommiks, Red-Kit, vs. gibi çizgiroman kahramanları, Süpermen gibi hayalî kahramanlar çıkarmışlardır. Oysa bizim tarihimiz baştan başa, şanla, şerefle doludur. Tarihimize mührünü basmış sayısız kahramanlar, kumandanlar, idareciler, ilim adamları, san'atkârlar, maneviyat büyükleri, birer masal kahramanı değil, yaptıklarının çoğu tevazu perdesi altına gizlenmiş gerçek kahramanlardır. Düşünün, ecdadımız İstanbul'u fethettiği zaman, daha Amerika kıtası bile keşfedilmemişti. Ecdadımız dünyanın en büyük topunu icad eder, dünyanın en mükemmel silah fabrikalarını kurarken, bugün dünya silah pazarını elinde bulunduran ülkelerin adlan-sanları yoktu. Ecdadımız, dünyanın en mükemmel ordu teşkilatını, en gelişmiş harp sanayiini kurarken, mimarîde, san'atta, ilimde en mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatları hayretler içerisinde karşılıyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Batı dünyası, bütün bu icraatlan hayretler içerisinde ve hasetle seyrediyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarımız, gençlerimiz, tarihini bilmez, ecdadını tanımaz oldu. Bunun faturasını da çok ağır ödedik, hâlen de ödemekteyiz. Maddî, manevî sıkıntılarımızın temel sebeplerinden biri, işte bu şekilde mazimizi, tarihimizi bilmeyişimiz, ecdadımızı tanımayışımızdır. Bize bu cennet vatanı armağan eden, bu güzelim ülkeyi İslam beldesi haline gelen bu topraklar üzerinde Ezan-ı Muhammedi'nin ilelebet yankılanması için canlarını feda eden, İ'la-yı Kelimetullah sancağını üç kıtada şerefle dalgalandıran, ilimde, teknikte, san'atta birinciliği kimselere kaptırmayan ecdadımızı tanımak, herşeyden önce bu vatanda yaşayanların boynuna borçtur. Hususan da gençlerin... Niçin gençler için "hususan" kaydını koyuyorum. Zira, eğik başlan tekrar dik tutturmak, izzet, vakar, şeref yolunu açmak gençlerin aslî vazifesidir. Yaklaşık iki asırdan beri devam eden Batının tahakkümünden kurtulmak, ekonomik sıkıntı çemberini parçalamak, manevî değerleri yeniden elde edip asıl mecraina oturtmak için, ecdadı örnek almak lazımdır. Bir Fatih Sultan Mehmed'e bakınız, 21 yaşında İstanbul'u fethetmiştir. Bu bir masal değil, gerçeğin tâ kendisidir. İşte gençlerimiz kendilerine bu büyüğümüzü örnek almalı, "21 yaşında Fatih olmanın" yollarım araştırmalı, kendilerini ona göre hazırlamalıdırlar. Tarihimize şan veren, bize bu vatanı armağan eden, güzel ahlakın, güzel idarenin numunelerini sergileyen, zaferler ve fetihler yolunu açan büyüklerimizin hayatını her zamaman hatırlamalıyız. Gençlerimizin, TV filmleri, çizgi filmler, çizgi romanlar bombardımanıyla zihninde yer alan Batılı uyduruk kahramanları değil de, ecdadımızı örnek almasını yürekten arzulamaktayım. Tarihine ve ecdadına sahip çıkan gençliğin, yakın bir gelecekte, güzel günler kapısını aralayacağına ve hepimizin yüzünü güldüreceğine inanıyorum TUNALIM..
00N/A

AKP nin MASON LOCALARI İLE İŞBİRLİĞİNİN BE
AKP nin MASON LOCALARI İLE İŞBİRLİĞİNİN BELGESİDİR… Kendilerine hayli garip ve uzun bir isim seçen ‘hür ve kabul edilmiş mason locaları’nın sayfasına girildiğinde, sol tarafta ‘mimarsinan dergileri’nin bir resmi var. Onun üzerine tıklandığında ‘mimarsinandergisi.org’ adresi geliyor ama sayfa faal değil. Bu sitenin sahibi kim diye araştırdığınızda ise karşınıza ‘ottoman ltd’ isimli bir şirket çıkıyor. Tahmin edildiği gibi bu şirketin sahibi de mason locaları. ‘ottoman ltd’ sayfasına girildiğinde ise AKP karşınızda. 1) http://www.mason.org.tr 2) http://www.mimarsinandergisi.org 3) http://whois.domaintools.com Bu adrese girince karşınıza çıkacak olan kutu içine mimarsinandergisi.org yazın. Karşınıza çıkacak olan sayfa içinde şu bilgilere ulaşacaksınız: (sayfadan bir bölüm) Görüldüğü gibi ‘mimarsinan dergisi’in sahibi (admin) mason locaları. Orada belirtilen e-posta adresi ise: ottoman@ottomanltd.com.tr http://ottomanltd.com.tr adresine girildiğinde aşırı yunan kardeşliği dikkat çekici. Aynı sayfada ottoman medya’nın AKP işbirliğinden söz ediliyor. Ottoman’ın sahibi ‘hür ve kabul edilmiş mason locaları’ olduğuna göre, AKP’nin resmen masonlarla işbirliği yapan, onlara güvenen, asla İslam’la alakası olmayan masonik bir parti olduğu ortaya çıkıyor. RTE ve avanesinin yahudi beslemeleri, AKP’nin de yahudi imalatı bir parti olduğunu biz biliyoruz bilmesine de, bu soysuzlara inanıp güvenen, RTE ve avanesinin Müslüman olduklarını sanan zavallılar için bunlar… Kendini unutan müslüman gençler Arap Kürt Partisi’nin (AKP) masonlarla çalıştığının belgesidir….Tunalım..
00N/A

BİLGİLİ İNSANI KİMSE ALDATAMAZ..
Atalarımız insanları eğitip öğretirken beş umde üzerine yetiştiriyorlardı.Neydi bu umdeler?BİLGİLİ,İNANÇLI,GÜZEL AHLAKLI,AKSİYONER ve GÜZELLİK ve ESTETİĞE AÇIK OLMAK.Dünyaya nizam vermek istiyorsak bu umdeleri uygulayacak siyasi hareketleri acilen desteklememiz gerekmiyormu?Saygılarımla..Tunalım.
10Når: 6/30 2:28a

I: TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE..

Av: Mehmet Tunabaş

PKK ya DESTEK VEREN ABD nin KUYRUK ACISI..
ABD nin KUYRUK ACISI 1783 yılı Amerika birleşik devletlerinin akdeniz’de boy göstermeye başladığı yıldır…….... ilk olarak, 25 temmuz 1785'te cezayir açıklarında ABD’nin bir gemisi osmanlı gemileri tarafından ele geçirildi. 1793 ekim ve kasım aylarında 11 abd gemisi daha osmanlıların eline geçti... Akdeniz’de çaresiz kalan ABD, bugünkü donanmasının temelini 5 eylül 1795'te osmanlı devleti ile yazılı bir anlaşma yaparak gemilerini kurtarmayı başarmıştır. ….. Bu anlaşmaya göre abd osmanlı devletine, akdeniz'de abd sancağı taşıyan hiçbir gemiye dokunulmaması karşılığında, 642.000 osmanlı altını ödeyecekti. Dili türkçe olan ve 22 maddeden oluşan anlaşmaya, başkanları george washington ve cezayir beylerbeyi imza koydular... (padişah g.washington'u muhatap almadığından bu iş için cezayir beylerbeyini görevlendirmiş) ABD tarihinde kendi dilinde olmayan tek uluslararası anlaşma türkçe'dir ve abd tarihinde vergi vermeyi kabul ettiği tek ülke osmanlı imparatorluğudur.... kaynak:gazi üniversitesi kırşehir eğitim fakültesi dergisi, cilt 6, sayı 1, (2005), sayfa 231. BU ANLAŞMA, ABD CEPHESİNDEN NASIL OKUNUYOR?.. .Original English Item: In 1796, U.S. Vowed Friendliness With Islam A.B.D. İslam’a karşı haçlı seferleri düzenledi mi? Hayır hiçbir zaman. Hatta, imzalanmış ilk diplomatik belgelerden biri, böyle bir tasarıyı reddediyor. Bundan tam 210 sene önce bu hafta George Washington’un ikinci başkanlık hükümetinin sonlarına doğru, iki Berberî Hükümetin birincisi ile bir anlaşma imzalanmıştı. Beceriksizce “Barış ve dostluk anlaşması” ismi verilen ve 4 Kasım 1796’da (3 Ramazan 1211) Trablus’ta, 3 Ocak 1797’de (4 recep 1211) ise Cezayir’de imzalanmış olan bu anlaşma, fevkalade barışsever ifadeler içeriyordu. Anlaşmanın 11. maddesi (tamamı 12 madde) şöyle diyordu: A.B.D. yönetimi hiçbir anlamda Hıristiyan dini üzerine kurulmuş olmadığından – ki hükümet kendi içinde hiçbir şekilde Müslüman kanunlarına, dinine ve düzenine düşmanlık beslemez – ve adı geçen Devletler hiçbir zaman bir İslam devleti ile bir savaş ve husumet halinde bulunmadıklarından, ilân ederler ki dinî görüşler hiçbir zaman iki ülke arasında hüküm süren uyumun bozulmasına meydan vermeyecektir. 1797 senesi Haziran ayında A.B.D. Senatosu tarafından oybirliği ile onaylanan bu anlaşma, Başkan John Adams tarafından kanun haline getirilerek, A.B.D. devlet politikasının resmi ifadelerinden biri haline geldi. “Teröre karşı mücadele”nin her geçen gün sayıları artan kişilerce İslam dinine veya Müslümanlara karşı savaş olarak nitelendiği 2006 yılında, kurucuların pek çoğunun kamuoyu önünde “Müslümanların kanunlarına, dinine ve düzenine” karşı bir düşmanlıklarının olmadığını açıklamaları, ayrıca hatırlanması gereken bir olgudur. Bu eski anlaşma benim zımnen A.B.D.nin İslam dininin kendisi ile değil, 1796’da henüz var olmayan ve çoğulcu bir ideoloji olan radikal İslam’la savaştığı tezini desteklemektedir. “A.B.D. yönetimi hiçbir şekilde Hıristiyan dini üzerine kurulmamıştır” ifadesi sadece Müslüman halklarla olan ilişkileri belirlemekle kalmamış, aynı zamanda “Steven Moris”’in 1975’te “Kurucular Hıristiyan değildi” cümlesi ile çok güzel ifade ettiği fikri savunanlarca 210 senedir yazılı bir delil olarak gösterilmiştir. Joel Barlow (1754-1812) Bu şaşırtıcı 11. maddenin çok tuhaf bir boyutu daha var. İmzalanmış olan resmî metin, Arapça idi, İngilizce değil; yukarda sözü edilen İngilizce metin, o zamanlar Cezayir’de Amerikan Baş Konsolosu olan ve müzakereleri yürüten meşhur diplomat Joel Barlow (1754-1812) tarafından yapılmıştı. A.B.D. hükümeti bu tercümeyi resmî metin olarak kabul etmiş ve defalarca çoğaltmıştır. Bu metin ile alakalı iki mesele vardır: Birincisi, bir Amerikan anlaşmaları uzmanı olan David Hunter Miller’in (1875-1961) ortaya koyduğu gibi “Barlow’un tercümesi Arapça esas metnin bir özeti, veya daha başka bir ifade ile zayıf bir tefsiridir.” İkincisi Hollandalı büyük Oryantalist Christiaan Snouck Hurgronje’nin (1857-1936) 1930 senesinde Arapça metni inceleyerek tercümesini yeniden yaptığında 11. maddeye rastlamamış olmasıdır. Bunu da, “Barlow’un tercümesinin 11. maddesinin Arapça metinde her hangi bir karşılığı yok” diye belirtmiştir. Arapça metinde aynı yerde Cezayir Paşasından Trablus Paşasına yazılmış tumturaklı bir mektubun kopyası bulunmaktadır. Snouck Hurgronje’ye göre bu mektup, zırvalıktan başka bir şey değildir. Mektup, A.B.D. ile yapılmış olan barış anlaşmasına dikkati çekmekte ve buna uyulmasını tavsiye etmektedir. Mektubun dörtte üçü, ciddî belgelerde bulunan tumturaklı ifadeleri bilen fakat bunların manalarını kavramaktan aciz bir kâtip tarafından kaleme alınmış giriş bölümünden ibarettir. Bunca sene sonra böyle büyük bir çelişkinin nasıl hasıl olduğu hâlâ karanlıktır, ve Hunter Miller’in 1931’de yazmış olduğu gibi “görünen o ki böyle kalmaya mahkûmdur. Zamanın diplomatik yazışmalarında bu konu ile ilgili aydınlatıcı her hangi bir bilgi bulunmamaktadır”. Fakat metindeki bu tuhaflığın sembolik bir değeri var. 210 yıl boyunca Amerikan idaresi, Müslümanlarca imzalanmamış olmasına, ve hatta belki böyle bir anlaşmadan haberdar bile olmamalarına rağmen kendisini İslam dinine karşı barışçı yaklaşımlarla sınırlamıştır. Görünüşte iki tarafın kabul ettiği “dinî kanaatlerin, hiçbir şekilde iki ülke arasındaki uyumun bozulmasına vesile olmayacağı” ifadesi tek taraflı bir Amerikan taahhüdünden başka bir şey değildir. Bu tek taraflı miras bu gün de devam ettirilmektedir. Bush yönetimi Müslümanların hiçbir kışkırtma olmadan uyguladıkları İslami şiddete düşmanlıkla değil, finansal yardımlar ve İslam dünyasında demokratik bir yapı kurma girişimleri ile cevap vermektedir. Other items in category History Other items in category US policy TUNALIM...
10Når: 7/21 2:59a

I: ABD den TÜRKİYE'YE F..

Av: Mehmet Tunabaş

FİLİSTİN DRAMI
Filistin'e destek böyle olunur..
20Når: 1/17 2:56a

I: Sen Ağlama Ne Olur B..

Av: Mehmet Tunabaş

TERÖRÜN KAYNAĞI KİM?.
Ne zaman bir terör olayı gerçekleşse hemen herkes büyük ve süslü kelimelerle terörü lanetleme yarışına girmektedir. Son Londra olaylarında da benzer sahneler yaşandı. “Terörün başı ezilmeli”, “Teröre karşı ortak eylem planı hazırlanmalı”, “Teröröristler mutlaka bulunmalı“, “Teröristler en ağır bir vaziyette cezalandırılmalı”... Önlemler, bir dizi demeçler, kınamalar vs. vs... Sonuç yine aynı: Bir başka terör olayına kadar provakatörlerin derin sessizliği ve halkların vur patlasın çal oynasın hali devam eder. Aslında yapılması gereken, terörün her yönden tahlilidir. Terör madem toplumsal bir poblemdir o zaman terörün sosyal boyutta ele alınıp teşhis edilen yönleri tedavi edilmelidir. Terörün kaynağı polisiye tedbirlerden çok, sosyolojik açıdan kurutulmanın yolları araştırılmalıdır. Dünyada cereyan eden son zaman olaylarına bakıldığında terör hakkında zengin bilgi kaynaklarına ulaşmak mümkündür. Osmanlı’nın dünya hâkimiye- tinden sonra insanlığın yüzünün bir türlü gülmediği inkâr edilemez bir gerçektir. O gündür bu gündür insanlık batının sürekli tehtidi altında yaşamaktadır. Katliamlar, işkenceler, işgaller hep batı kaynaklıdır. O zaman açıkça şu hükme varabiliriz: İster batıda, ister doğuda, dünyanın neresinde bir terör olayı olmuşsa kaynağı batıdır, ”Terör batı kaynaklıdır”. Neden mi? Başta ABD olmak üzere küresel güçlerin elinin olmadığı bir yer gösterebilir misiniz? İnsanlık sürekli küresel güçlerin tehtidi ve işgali altındadır. İşgal altında olan milletler haklı olarak kurtuluş mücadeleleri verirler. Mücadeleler her zaman yolunda gitmeyebilir. Bazen ölçüler şaşar, bazen povakatörler devreye girer. Fitne karışır, haklı gibi görünen mücadeleler insanlık için tehlike olmaya başlar. Terör bir insanlık suçudur. Fakat teröre sebebiyet verenler de en az o kadar suçludur. Batı, insanlık suçu olan işgallerden vazgeçmediği için, sürekli terörün tetikleyicisi konumundadır. Küresel güçlerin etki ajanları, toplum mühendisleri, karşı oldukları ülkelerin içişlerine karışıp sürekli oralarda karışıklık çıkaracaklarına, barış ve mutluluk çalışmaları yapmaları gerekir. Küresel güçler insanlığın üzerinden kanlı ellerini çekmediği sürece; terör bütün insanlık için baş belası olmaya devam edecektir. Çoğu zaman da küresel güçler kötü emellerine erişmek için kendi elleriyle kendi ülkelerini bile kana bulamaktan çekinmemişlerdir. Londra olaylarına çok yönlü bakıldığı zaman dünyayı kana bulamak ve yeni bir işgale zemin hazırlıkları da sezilmektedir. Sicilleri bu işlere çok müsaittir, bilirsiniz. Malumunuz küresel güç patronları “Ortadoğu’ya; Irak ve Afganistan’a getirdiğimiz gibi demokrasi getireceğiz” sözleri hala kulaklarımızda yankılanmaktadır. Terörü önleme noktasında batı insanına da bazı görevler düşmektedir. Devlet politikalarının işgale yönelik tavır ve politikadan arındırılmasını sağlayıcı faaliyet yürütmelidir. Sivil toplum örgütleri kendi devletlerini teröre sebebiyet vermekten vazgeçirmelidir. Batıda halk önce kendini, sonra da devlet politikalarını sorgulamak zorundadır. İşgal faaliyetlerine son verdirmenin yollarını bulmalıdır. İnsanlık niyet olarak barışı gönlüne koymalı ve gayretlerini bu yönde sarfetmelidir. Tunalım..
10Når: 4/21 7:52a

I: .(The SOURCE WHO TER..

Av: Mehmet Tunabaş

TERÖRÜN ADINI KOYABİLİYORMUYUZ?..
Yaşanan son Diyarbakır Lice deki saldırıda şehit olan askerlerimizi de hayatlarının baharında vatanın kara bağrına gömdük. Dün olduğu gibi bugün de yarın da bu topraklar için canını verecek yiğitler var olacaktır. Eğer vatan olarak kalacaksak..! Çünkü vatan olmanın, vatan kalmanın bir bedeli vardır. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki bu vatanın evlatları da vatanları uğrunda can vermeye devam edecektir. Şairin dediği gibi “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır” Koltuklarında rahatça oturup, pervazsızca kahraman askerlerimiz hakkında yazılar yazan, sözler sarf eden, iftiralar atan, sinsi oyunlarla yıpratmaya çalışanlar olduğu ve olacağı gibi uğrunda canlarını seve seve verenler de yine askerlerimiz olmaktadır. Teröre karşı verilen kayıplara bakıldığı zaman cephede yapılan savaşlarda verilen kayıplardan daha fazla kayıplar verildiği görülmektedir. Ve kayıplarımız gün geçtikçe artmakta, sözüm ona terörü önlemek için içerde ve dışarıda verilen tavizler diz boyunu aşmaktadır. Gelinen bu noktada devlet ve millet geriye dönüp yapılanları ciddi manada gözden geçirmek zorundadır. Yıllardır önlenemeyen bir terör varsa ve bu da gün geçtikçe hortlayarak(artarak) devam etmekteyse ortada bir yanlış vardır... Diyarbakır’ın Lice ilçesinde teröristlerin hain pususu sonucu askerlerimizin şehit edilmesi üzerine açıklama yapan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve şehitlerin ailelerine baş sağlığı diledi. Türkiye üzerinde oynanan küresel oyunlara dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Baş, AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasaların terörü azdırıp bu noktaya getirdiğini söyledi. Terörün vatandaşların içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan beslendiğini ve bundan dolayı tüm vatandaşların açlık, fakirlik ve muhtaçlıktan bir an önce kurtarılması gerektiğine işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, terörün kökünün kazınması için “Baba Devlet” anlayışının hayata geçmesi gerektiğini konuşmasında dile getirdi. Prof. Dr. Haydar Baş, BOP projesinin temel amacını açıkladı. “BOP’un asıl hedeflerinden birinin bölgede Kürt devleti kurulması olduğunun altını çizen Prof. Dr. Baş, “Bunu Kürt halkı mı istiyor? Hayır... Onların ilgisi yok... Batılı güçlerin asıl amacı 1980’dan önce yaptıkları gibi Türkiye’de iç savaşmak çıkartmaktır” dedi. Terörün kaynağının dışarıda olduğunu da dile getirdi. “Bu topraklarda gözü olanlar bizi birbirimize düşürmek istiyor” diyen Prof. Dr. Haydar Baş sinsi planın nasıl uygulandığını da tüm ayrıntılarıyla anlattı. Prof. Baş yıllardan beri Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yuvalanan misyonerlerin fitne tohumları ekerek bu bölücülük ve ayrımcılığı körüklediğine dikkat çektiği konuşmasında, “Bu tohumlar milleti bölme, parçalama ve de bu milleti birbirine düşürme tohumlarıdır” dedi. AB’ye uyum ve daha çok demokrasi diyerek çıkarılan yasaların terörü azdırıp bu noktaya getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “Demokrasi havarisi geçinenler bilsinler ki, bu yutturmacaları millet asla yutmaz. Burada hedef yüce Türk milletidir, Türk toplumudur, devletidir ve coğrafyasıdır. Aklımızı başımıza devşirelim.” Terörün vatandaşların içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan beslendiğini ve bundan dolayı tüm vatandaşların açlık, fakirlik ve muhtaçlıktan kurtarılması gerektiğine işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “insanlar kendi memleketlerinde geçimlerini sağlayabilmeli” şeklinde konuştu. “İnsanımız gidip de parayı sadece İstanbul’da kazanmayacak veya Ankara’da kazanmayacak. Nerede kazanacak? Diyarbakır’da da kazanacak, Muş’ta da, Antep’te de kazanacak” diyen Prof. Dr. Baş, “İşte devlet, bu imkânları vatandaşının önüne koyabilen güçtür. Bunu yapabilen adama ne denir? Devlet adamı ve siyaset adamı denir. Bunu yapamayan adama da hiç bir şey denmez” şeklinde konuştu. Bugünden tezi yok, Sayın Baş’ın sözlerine gerek Ankara gerek milletimiz kulak vermeli, geçen zamana ve kaybettiğimiz vatan evlatlarına yazık olmaktadır. TUNALIM...
10Når: 5/13 2:01p

I: TERÖRÜN PANZEHİRİ BA..

Av: Mehmet Tunabaş




2 inci KUVAY"I MILLIYE HAREKATI





Grunnlagt: 6/3/2007
Medlemmer: 100




Bli med i gruppe



 







PerfBoard
Se dine poster | Post | Se alle


11/10 1:19p
ATATÜRK’ÜN MİLLİ MİS..
Mehmet Tunabaş

5/13 1:49p
TERÖRÜN ADINI KOYABİ..
Mehmet Tunabaş

4/21 7:45a
BAĞIMSIZ TÜRKİYE PAR..
Mehmet Tunabaş

2/02 2:22p
DAVOS'TA GÖSTERİLEN..
Mehmet Tunabaş

1/16 11:30a
DÜNYANIN KURTULUŞU T..
Mehmet Tunabaş














Copyright ©2009 PerfSpot.com LLC. Ettertrykk forbudt.
Mobil | Gjør PerfSpot til din hjemmeside | Om oss | Kontakt oss | Vilkår & betingelser | Retningslinjer for personvern | Meld av | Sikkerhetsbekymringer og råd | Artikler | Annonser hos oss | Forslag