PerfSpot     
Login / Join Now        International







About biz kaç kişiyiz



buradan üye olabilirsiniz

bizkackisiyiz



ATATÜRK İLKELERİ


Atatürk ilkeleri, altı ana başlık
altındatoplanabilir:




Cumhuriyetçilik:



Atatürkdevrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir

İmparatorluktan ulusdevlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece

modern Türkiye'nin ulusalkimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul
nitelikli insanlarınyurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır.
Atatürk bunun  yolunu,kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi
demek olanCumhuriyet�te görmüştür.




Halkçılık:



Gerekiçeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, CumhuriyetDevrimi

ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre MedeniKanunu

olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye'de uygulamaya konulmasıylabirlikte

kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş,1934

yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını
almışlardır.

Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye'nin gerçekyöneticilerinin köylüler

olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiyeiçin bir gerçek olmaktan

çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesisınıf ayrıcalıklarına ve sınıf

farklılıklarına karşı olmak ve hiçbirbireyin, ailenin,

sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerindeolmasını kabul

etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarakifade

edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlıkfikri,

halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojikteşviki

sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasınayardımcı olur.




Laiklik:



Laiklik yalnızcadevlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına

gelmez ayrıca eğitim,kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması

anlamını taşır.Laiklik, devletin dini düşünce ve dini kuruluşların
etkisinden bağımsız

olması, ve genel olarak düşünce özgürlüğü anlamına gelmektedir.



Devrimlerin birçoğu laikliği
gerçekleştirmekamacıyla yapılmış ve diğerleri

 ise laikliğe ulaşılmış olması sayesindegerçekleştirilebilmiştir.
Laiklik ilkesi

akılcı ve dini siyasetindışında tutan bir ilkedir.  



Osmanlı döneminde matbaanın
geciktirilmesindeolduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah
halinegeldiğini yaşamış olan Türkiye Cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din
dışı sivil yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin biraracıdır.



Devrimcilik:




Atatürk'ün ortaya koyduğu en önemliilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu
ilkenin anlamı

Türkiye'nindevrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla
değiştirmişolmasıdır.

Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramlarınbenimsenmesi
demektir.


Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerintanınıp kabul edilmelerinin çok
ötesinegeçmiştir.




Milliyetçilik:



Cumhuriyetdevrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik

ırkçı biryapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye
Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasalyönden
gelişmesidir.



Bumilliyetçilik, tüm diğer ulusların
bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyaliçeriklidir;


yalnızcaanti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedanyönetimine,


gerekseherhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet
bumilliyetçilik


Türkdevletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine
inanmaktadır.





Devletçilik:



Mustafa Kemal Atatürk yapmışolduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye'nin

bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik veteknolojik gelişmeye önemli
ölçüde bağlı


olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilikilkesini de devletin, ülkenin
genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi veözel sektörün girmek istemediği
veya yetersiz kaldığı ya da ulusalçıkarların gerekli kıldığı alanlara girmesi
 anlamında yorumlamaktadır.

Ancak,devletçilik
ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerintemel kaynağını
teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayikuruluşlarının da sahibi
olmuştur.







Kıpırdayan toplum

M.Ali Kışlalı

AKP'nin son seçimlerde aldığı oyun verdiği 'euphorie' havası içinde 'yenisivil anayasa' adı altında atmağa çalıştığı adımlar, ülke çapında kaygıyaratıyor.
İlk hedef olarak türban yasasının kaldırılmasınınkararlaştırıldığı görülünce, gerginlik büsbütün artıyor.
Sivil kesimde,hemen her gün bir adımın atıldığı görülüyor. Önce, beklendiği gibi üniversitelerharekete geçti. Yüksek yargı ile birlikte. Arkadan büyük iş çevrelerinin öndegelen kadın liderleri konuştu. Büyük işçi kuruluşlarının sesleri duyuldu.Ekonomik Sosyal Konsey'in yedi sivil toplum örgütü adına Türkiye Odalar veBorsalar Birliği Başkanı da seslerini duyurdu. Gazetelerin köşe yazarlarınıngündemine 'mahalle baskısı' başlığı altında bu sorun yerleşti. 'Türkiye, Malezyaolur mu' sorusu hemen her çevrede sorulmaya başlandı. Saidi Nursi ve Nurculukgibi konulara şimdiye kadar olumlu yaklaştığı için kimi çevrelerin yadırgadığıbilim adamı Prof. Şerif Mardin'in 'AKP gelişecek mahalle havası altındakalabilir' şeklinde kabaca özetlenen uyarısı tehlikenin ciddiyetine işaret kabuledildi.
Kanal Türk'ün başındaki meslektaş Tuncay Özkan mücadelede bir adımöne çıktı. 12 Eylül'de 'Biz kaç kişiyiz?' isimli, AKP kaynaklı bu kaygı havasınakarşı 1 milyon kişiyi bir araya getirmek için kampanya başlattı. AKP'nin bumahut gidişine karşı çıkanlar, ya internet yoluyla www.bizkackisiyiz.comadresine, ya cep telefonundan 3638 numaraya ya da 0592-2113666 numaraya bildirimyapabiliyorlar. Kampanyaya katılabiliyorlar.
Amaç sivil toplum örgütlerinibir araya getirip, anayasal rejime, Cumhuriyet'e sahip çıkmak için ortak tavırgeliştirmek.
Malezya'daki durum, İran'da rejimin nasıl bu hale gelişiyleilgili konular da yeniden tartışmaya açıldı. Sivil kesim içerisinde, seçimöncesi oluşan Cumhuriyet mitinglerinin, kadın topluluklarının bir araya gelmekteolduğunu gösteren işaretler belirdi.
Bunlar demokrasi toplumlarının,sayıları ve etkilerinin büyümesi beklenen oluşumlarının kolaylıkla saptanabilenörnekleri. Bu örnekler ne kadar çabuk artar ve genel havaya egemen olursa, görevve konumları gereği sahne almamalarında yarar olan kesimlerin daha rahatetmeleri ve demokrasinin sağlık göstergelerinin etkisiyle gelişmeleribeklemeleri sağlanabilecek.
Belki biraz erken olacak, ama biz 1950'lerinTürkiyesi'nin zamanın siyasi iktidarı Demokrat Parti elinde 1954'ten 1957seçimine, oradan da 27 Mayıs'a nasıl sürüklendiğini yaşamış gazeteci nesliolarak daha da çabuk kaygılanıyoruz.
Olayların ülkeyi çığırından çıkaran birçıkmaza sürüklemesi olasılığı bizleri daha çabuk düşündürüyor.
Şimdisağduyusunu yitirmemiş çevreler her şeyin anayasal rejim kuralları içinde yerliyerine oturtulmasını diliyorlar. Bu tür dalgalanmalarda dikkatlerin kolaycaçevrildiği asker unsuru gözden ırak tutuluyor.
27 Mayıs'tan sonra ülkede enbüyük ve ciddi olaylar bu camia içinde cereyan etti. Şimdi görevde olanlar belkio günlerde daha çok gençlerdi. O olayları yaşamadılar. Ama muhakkak o olaylarıntüm ayrıntılarından ve yarattığı sorunlardan haberdardırlar. Onun için de bugüçlü ve misyonuna inanmış camianın, hedefine uygun sınırlar içinde, güvenverecek şekilde kalması için gerekeni mutlaka yapıyordurlar.
AKP'nin çokyanlış yaklaşım ile ülkeyi götürmekte olduğu yönün sağlıklı ve doğru zeminekaydırılmasında, bu aşamada herhalde öncelikle anayasal sivil kurumlar roloynayacak.
Asker şimdiye kadar sergilediği, dikkatle saptanmış mevcutkoşullara uygun tavırla, hem anayasal rejime sadık tüm vatandaşlara hem de kendiemir komuta zinciri içindeki kademelere güven verdi. Vermeye de devam etmekte.
İlker Paşa'nın çok yönlü konuşması hakkındaki irdeleme de çok boyutluolmalı. Ayrı yazılarda ele alınmalı. Akılda tutulmalı.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=234175

Mehmet Ali BİRAND

Başörtülüler eskiden neredeydiler?

A&G şirketinin, 32.GÜN ve Kanal D Ana Haber için hazırladığı sonaraştırma, tahmin edebileceğiniz gibi çok kişiyi şaşırttı. Kimini kızdırdı. Kimide komplo teorileri kurup, inanılmaz senaryolar yazdı. En çok sorulan soru şu:“Başı kapalı olanların sayısında az da olsa bir azalma görüldüğünüsöylüyorsunuz. Oysa biz sokaklarda eksiye oranla daha çok başı kapalı insangörüyoruz. Ya sizin anket yanlış veya biz yanlış düşünüyoruz”.

A&G şirketinin, Kanal D Ana Haber ve 32.GÜN programı içingerçekleştirdiği son anket (dün bu köşede yayınlamıştık) şimdiye kadar bilinen,ancak yeterince üzerinde tartışılmayan iki noktaya dikkatleri çekti.

Bunlardan biri, “Nasıl oluyor da, başını kapatanların, namaz kılan ve oruçtutanların artmadığını söylüyorsunuz, oysa bizler sokakta çok daha fazla başıörtülü insan görüyoruz. Ya biz yanlış bir şey görüyoruz veya siz yanlış bilgiveriyorsunuz” sorusu.

Ben de bunu, araştırmanın sahibi, Adil Gür'e sordum. Şu yanıtı verdi:“...Eskiden de varlardı, ancak görünmezlerdi. Üstlerinde bir baskı, birçekimserlik oluşmuştu. Son yıllarda, özellikle AKP'nin iktidarıyla birlikte, hemcesaretleri arttı, hem de daha zenginleştiler. Bunun sonucunda da, daha fazlasokağa çıkar oldular. Tesettür otellerine, havuzlarına gider oldular. Sayılarıartmadı. Görünür oldular.”

Diğer bir nokta da, örtünme ve dindarlığın her yerden çok Güneydoğu'daki Kürtkökenli vatandaşlarda yaygın olması. Bu veri de, son seçimde AKP'ye gidenoyların gerekçesini ortaya çıkarıyor. Hem hizmet, hem de dindarlık bir arayagelince AKP'ye oy patlaması yaratmış.

Adil Gür, son derece cesur bir araştırmayı gerçekleştirdi. Kimileritarafından suçlandı, küçümsendi ancak damgasını vurdu.

Gerçekleri görelim, ona göre karar verelim. Gür, bu ülkeye katkıda bulunmuşoldu.

BİR MUHALEFET HAREKETİ...

“Biz kaç kişiyiz” hareketi 12 Eylül'de Tuncay Özkan'ın çağrısıyla başladı.İlk defa bir TV kanalı toplumsal hareket kampanyası başlatıyordu. Tamamen sivilbir platform. İlk aşamada 1 milyon kişiyi hedefleyen hareket, AKP'ninhazırladığı yeni Anayasa'ya karşı çıkmayı hedefliyor. AKP'nin politikalarınakarşı kitleleri harekete geçirmeyi amaçlıyor.

“Biz kaç kişiyiz” toplumsal muhalefet hareketi, kısa sürede 240 bin kişiyeulaştı. “Ben de varım” demek istiyorsanız, üç şekilde katılabilirsiniz.

1. İnternet üzerinden “www.bizkackisiyiz.com” adresinden,

2. Cep telefonlarından tüm operatörlerden 3638'e “ben de varım” yazıp SMSgöndererek,

3. Ayrıca 0 592 211 36 66 numaralı çağrı merkezi aracılığıyla.

Hareket, sivil toplum örgütlerini bir araya getirip, ortak tavır oluşturmayıbir oranda gerçekleştirdi. Sivil toplum örgütleriyle Ankara, İstanbul, İzmir,Trabzon, Antalya, Kayseri, Erzurum, Adana, Diyarbakır'da bölge toplantılarıplanlıyor.

MAHMUT DİKERDEM'İ ANIYORUZ...

3 Ekim Çarşamba günü, Mahmut Dikerdem'i kaybedişimizin 14. yılında yineanacağız.

14 yıldır her 3 Ekim günü, dayım Mahmut Dikerdem'i hangi gazetede yazıyorsam,orada mutlaka anarım.

Bunun, Dikerdem'in benim çok sevdiğim bir akrabam olması veya beni okutan birinsana olan saygımı tekrarlamamla ilgisi olduğu kadar, Mahmut Dikerdem'inkişiliği ve dünyaya bakışıyla da büyük ilgisi var.

Dışişleri Bakanlığı'nın en parlak diplomatı, en genç Büyükelçisi, Kıbrıspolitikasının en önemli mimarlarından biriydi. Daha da önemlisi, böyle birkonumda bulunmasına rağmen, o dönemin aşırı muhafazakar Dışişleri'nin teksosyalist -kendine göre komünist- diplomatı olarak fikirlerinden ödünvermemesiydi.

Mahmut Dikerdem'lerin fikir namusu ilkesini ne kadar yaşatabilirsek, gençkuşaklara o kadar fazla örnek yaratmış oluruz.

MGK'YA DOĞRU BİR ATAMA...

MGK Genel Sekreterliği'ne, Atina Büyükelçimiz Tahsin Burcuoğlu atandı.

Burcuoğlu, dokuz ay önce aynı göreve atanmış ancak Sezer tarafından vetoedilmişti. Bu vetonun gerekçesini hiçbir zaman öğrenemedik.

Burcuoğlu'nu tanıdığımdan dolayı, veto kararı beni özellikle şaşırtmıştı.

Atina'daki görev süresinde olsun, daha önceki görevlerinde olsun, Burcuoğluson derece etkili, milliyetçi, hatta Sezer'in hoşuna gitmesi gereken ulusalcıyaklaşımıyla, Dışişleri'nin kalburüstü diplomatlarından biriydi.

Dışişleri kadrolarının farklı olması, aşırı dindarlık veya laikliği reddedenbir tutum benimsemeleri düşünülemez. Belki aralarında bir ikisi böyle çıkabilir,ancak genelde diplomatlarımız, olmaları gerektiği gibidirler.

Tahsin Burcuoğlu, doğru bir atama oldu.

KAYSERİ'DEN ÖĞRENECEK ÇOK ŞEYİMİZ VAR...

Kayseri'ye ilk defa bu yıl gittim.

Gül'ün bir kampanyasını izlemek istemiştim.

Hayretler içinde kaldım.

İstanbul'dan geliyordum ve gördüklerime inanamamıştım.

Düşünebiliyor musunuz, öyle bir kent ki şehrin caddelerinde bir tekişportacı, sokaklarında bir tek çöp görmeniz mümkün değil. Üstüne üstlükAnadolu'nun ekonomik çekim merkezlerinden biri olmasına, yoğun göç almasınarağmen bu şehirde gecekondulaşmadan eser yok! Otobüs terminalinin önündengeçerken insan şaşırıyor. Zira uzay üssünü andırıyor..

İstanbul'u düşündüğümde Kayseri'nin bence trafik problemi yok. Ama “her şeyhayalle başlar” sloganını kullanan Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki 18 km.likraylı sistemi gelecek sene hizmete açmaya hazırlanıyor.

Öte yandan Anadolu'nun Wembley'i denebilecek 30 bin kişilik Atatürk SporKompleksi ve 7 bin 200 kişilik Kadir Has Kongre ve Spor Kompleksi'nin inşaatıtüm hızıyla devam ediyor. Ve belediyenin üst düzey yöneticilerinden YusufEken'in söylediğine göre bu olağanüstü kompleksler için belediyenin kasasından 5kuruş çıkmamış..

Kayseri'yi gezerken gerçek anlamda yapılan bir belediyeciliğin şehirinsanının hayatını nasıl değiştirdiğine tanıklık ettim. Kayserililer'in 2004seçimlerinde Mehmet Özhaseki'yi yüzde 70 gibi rekor bir oy oranıyla nedenyeniden başkan seçtiğini anlıyorum. Ama bence işin sırrı Kayserili'nin kıvrakzekasında. Hangi siyasi görüşten, ideolojiden olursa olsun Kayseri'ye yararlıolduğunu düşündüğü şeyin etrafında yek vücut olmasında, Kayserili kimliğialtında dayanışmasında yatıyor.

Türkiye'nin Kayseri ve Kayserililerden öğreneceği çok şey var!

ORHAN PAMUK'U KAÇIRMAYI BAŞARDIK

Hafta içinde gazetelerde bir haber vardı ki, içimi sızlattı. Orhan Pamuk, NewYork'ta kendine bir daire almış...

Demek ki, sonunda Orhan Pamuk'u pes ettirmeyi başardık. Görüp görebileceğimiztem nobel ödüllü yazarımızı içimizde tutamadık.

“Canım ne olacak, New York'ta herkes daire satın alabilir” diyebilirsiniz.Doğrudur, herkes New York'ta daire sahibi olabilir ve yaşadıkları kente gelipdönebilir. Hele Pamuk gibi, nobel ödüllü bir yazar iseniz, kitaplarınızın dahafazla satılabilmesi için New York'ta yaşamayı tercih edebilirsiniz. Ancak neyazık ki, Orhan Pamuk kitap satışı için New York'ta değil.

Onu biz kaçırdık.

Nobel ödüllü yazarımızı ölümle tehdit ettik. Yerden yere vurduk. Hayatınızehir ettik. Sonunda Pamuk, canını kurtarmak için, hiç değilse bir süre başkabir yere gitmek zorunda kaldı. Belki de arada bir gizlice gelip hasretgideriyordur.

Orhan Pamuk bu muameleye layık değildi.

Yaptığımız ayıptır, yazıktır...

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7385482&yazarid=69




------------------------------------

Melih AŞIK

Biz kaç kişiyiz?

Biz kaç kişiyiz hareketinde üye sayısı 350 bini aştı... 12 Eylül 2007'deTuncay Özkan'ın çağrısıyla başlatılan hareket bir toplumsal muhalefet eylemi...Sivil bir platform... Amacını Tuncay Özkan şöyle anlatıyor:
"İlk aşamada 1milyon kişiyi hedefleyen hareket AKP'nin dayattığı yeni anayasanın ülkemizitaşımak istediği karanlığa karşı el ele, cesurca tavır göstermeyiamaçlamaktadır."
Bu demokrasi eyleminde "Ben de varım" diyenyurttaşlarinternet üzerinden "www.bizkackisiyiz.com" adresine girerek daha fazla bilgialabilir, üye olabilirler.

http://www.milliyet.com.tr/2007/09/29/yazar/asik.html

 ----------------------------

 

Hasan PULUR  Olaylar ve insanlar

"Biz kaç kişiyiz?"


TÜRKİYE'de okuyup yazan, ülkenin geleceğini düşünen üçbeş kişi bir araya gelse, önce "Ne olacak bu memleketin hali"yle başlar.Hikâyesi bile vardır; Türkiye'ye gelen Amerikalı subaylar, bizimkilerle dostlukkurmuşlar, bir süre sonra rakı şişesi boşalınca, onlar da kafa kafaya verip "Neolacak bu memleketin hali?" diye kara kara düşünürlermiş...
* * *
BU işinşakası, ama aklı başında kim varsa, bu soruyu ciddi ciddi soruyor:
"Ne olacakbu memleketin hali?"
Böyle başlayan her lafın sonu gereken tepkiningösterilmeyişinden yakınarak biter:
"Koyun gibiyiz kardeşim, koyun!"
* **
Belki "22 Temmuz" seçiminden önce, böyle diyenlere hak verirdik ama, şimdivermiyoruz.
Seçim öncesi yapılan cumhuriyet mitingleri "koyun gibiolmadığımızı" göstermiştir.
Göstermiştir ne olmuştur?
AKP yüzde 47 oyalmış, Çankaya Köşkü'ne Abdullah Gül Cumhurbaşkanı çıkmıştır.
* * *
ŞİMDİdiyeceksiniz ki "o kadar coşkulu mitingler"in sonu böyle miçıkacaktı?
Atatürk der ki:
"Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkesseni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna direneceksin."
Nereyekadar, nereye kadar direneceksin?
Cevabını Atatürk'ten öğren:
"Kendinibüyük değil, küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğineinanarak engelleri aşacaksın."
Sonra?
"Bundan sonra da sana büyük derlersebunu söyleyenlere güleceksin."
* * *
GÜNLERDİR "Kanaltürk" televizyonundaTuncay Özkan'ın açtığı demokratik bir kampanya var:
"Biz kaçkişiyiz?"
Nedir bu hareket?
Sorduk anlattılar:
"Biz kaç kişiyizhareketi 12 Eylül 2007'de Tuncay Özkan'ın çağrısıyla başlamış bir toplumsalmuhalefet hareketidir. Tamamen sivil bir platformdur. İlk aşamada 1 milyonkişiyi hedefleyen hareket AKP'nin dayattığı yeni anayasanın ülkemizi taşımakistediği karanlığa karşı el ele, cesurca tavır göstermeyiamaçlamaktadır.
AKP'nin sinsice yürüttüğü ülkemizi yobazlaştırma ve faşistbir programla yönetme operasyonuna karşı, kitleleri harekete geçirmeyi amaçlayan"Biz kaç kişiyiz?" toplumsal muhalefet hareketi, kısa sürede 240 bin kişiyeulaşmıştır. "Ben de varım" deme duyarlılığını gösteren yurttaşlarımız üç yollaharekete katılabilmektedir. İnternet üzerinden www.bizkackisiyiz.com adresinden,cep telefonlarından tüm operatörlerden 3638'e "ben de varım" yazıp smsgöndererek, ayrıca 0 592 211 36 66 numaralı çağrı merkezi aracılığıyla hareketekatılmak olanaklıdır."
* * *
SİZ kaç kişi olduğunuzu merak ediyormusunuz?
Buyrun, sayın!
1980 öncesi "devrimciler"in bir sloganıvardı:
"Sayılmayız parmak ile..."


h.pulur@milliyet.com.tr

 

YALÇIN BAYER

’Biz kaç kişiyiz’

’BİZ kaç kişiyiz’ hareketi 12 Eylül 2007’de Tuncay Özkan’ın çağrısıyla başlamış bir toplumsal muhalefet hareketi; tamamen sivil bir platform.

İlk aşamada 1 milyon kişiyi hedefleyen hareket AKP’nin dayattığı yeni anayasanın ülkemizi taşımak istediği karanlığa karşı el ele cesurca tavır göstermeyi amaçlıyor. AKP’nin sinsice yürüttüğü ülkemizi yobazlaştırma ve faşist bir programla yönetme operasyonuna karşı, kitleleri harekete geçirmeyi amaçlayan ’biz kaç kişiyiz’ toplumsal muhalefet hareketi, kısa sürede 240 bin kişiye ulaştı.

’Ben de varım’ deme duyarlılığını gösteren yurttaşları üç yolla harekete katılabiliyor. www.bizkackisiyiz.com adresinden, cep telefonlarından tüm operatörlerden 3638’e ’Ben de varım’ yazıp SMS göndererek, ayrıca 0592 211 36 66 numaralı çağrı merkezi aracılığıyla harekete katılmak mümkün.

Hareket, sivil toplum örgütlerinin bir araya gelmesi ve ortak tavır geliştirmesi amacını taşıyor. Ankara, İstanbul, İzmir, Trabzon, Antalya, Kayseri, Erzurum Adana, Diyarbakır’da bölge toplantıları gerçekleştirecek ve hükümetin bütün dayatmalarına karşı projelerle Türkiye’nin gerçeklerini ve gelecekte başımıza nelerin geleceğini halkımızla paylaşacak.

----------------------------

İlhan SELÇUK
Milliyetçi ve de Darbeci...


YSK mi, RTÜK mü, her neredense, yukardan bir yerden saçma sapan bir gerekçeyle Kanaltürk'e ceza kesmişler...

Birisi dedi ki:

- İyi olmuş...

- Neden?..

- Bu kanal hem darbeci, hem de milliyetçi...

Şaşıp kaldım...

*

Kanaltürk'e entel kesimden tepki çok...

Medyada dinci televizyondan geçilmiyor, elini sallasan ellisi, saçını sallasan tellisi...

Açık seçik dinciliğe karşıt fikirde olan hangi kanal var?..

Kanaltürk, değil mi?..

Meğer onun da kusuru büyükmüş...

Hem darbeciymiş..

Hem de milliyetçi..

*

Kanaltürk'ün patronu Tuncay Özkan -rahmetli Ufuk Güldemir gibi- Cumhuriyet'in Ankara Bürosu'nda yetişmiş bir arkadaşımızdır; bağımsız, cumhuriyetçi, laik bir televizyon kurabilmesi medyada umut ışığıdır...

Çünkü medya elden gitti gidiyor, "kayıt dışı para" yla egemen dincilerin eline geçiyor...

*

Dinci iktidara karşı çıktın mı, nesin?..

Milliyetçisin..

Darbecisin..

Milliyetçilik kötü müdür?..

Ümmetçilikten iyidir...

Daha ileridir..

Laik Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın ümmetçiliğinden Atatürk milliyetçiliğine geçilerek kurulmuştur...

Peki, milliyetçilikten öte ne var?..

"Enternasyonalizm", daha başka deyişle beynelmilelcilik.. ki Sovyetler'le birlikte sizlere ömür...

Artık 'enternasyonalizm' in yerini 'küreselleşme' aldı...

*

Küreselleşme nedir?..

Başbakan RTE şimdi Amerika'ya gidiyor, torununu görecek, Bush 'un kapısını çalacak...

Biliyorsunuz küreselleşen dünyada Amerika'ya çok bağlı ve düşkün RTE ailesi...

Bundan önceki gidişinde ABD Başkanı Bush ile Türkiye Başbakanı RTE arasında şu konuşma geçmişti:

"Bush - Oğlunuz hâlâ Amerika'da çalışıyor mu?..

RTE - Evet çalışıyor...

Bush - Peki, evine ekmek götürebiliyor mu?..

RTE - Evet, götürüyor..."

Küreselleşme işte budur!..

*

Küreselleşme bu olunca, Kanaltürk de kimilerinin gözünde milliyetçi -darbeci- olur...

Hepimizin aklı Allah'a emanet...

Taha Kıvanç
t.kivanc@yenisafak.com.tr
Bize neler oldu gülüm?
Yurtdışından dönerken göz attığı çok satan birgazetede manşetleştirilen bir yazı, ülkemizin öndegelen hukukçularından biriolan tanıdığımın sinirini ayağa kaldırmış. Telefonda, “İner inmez yazarı aradım,şu ana kadar görüşemeyince tepkimi seninle paylaşayım istedim” dedi bana.
Tepkiye sebep olan “Neler oluyor bize?” başlıklı yazıda, filozof BernardHenry-Levi'nin eşi olan Fransız şarkıcı Arielle Dombasle'nin başından geçtiğibildirilen bir 'hırsızlık' olayı işleniyor. Şarkıcıyı ülkemize bir hukukbürosunun sahipleri çağırmış, 100. yıldönümlerini kutlama etkinliği olarak…Sahnede şarkı söylerken sefire anneannesinden yadigâr bir broşu kaybolmuşDombasle'nin… Şarkıcı, “Maddi değeri yüksek olmasa da benim için manevi değerivar” dediği broşunun çalınmasına üzülmüş... Üzülür elbette.
Gazete, yazarın“Şu sırada okuyorum” dediği İsmail Hami Danişmend'in 'Türkler' adlı eserindenvaktiyle hakkımızda yazılmış övgü dolu ifadeleri aktardığı yazısı eşliğindesunuyordu hırsızlık olayını, manşetinden... Uluslararası davalarda uzmanlaşmışhukukçuyu rahatsız eden, haberde adı geçen sosyetik isimlerin kahramanı olduğubir olaydan dolayı 'biz' zamiri ile ifade edilen bütün bir milletin töhmetaltına alınmasıydı.
“Davalarına baktığımız çok-uluslu bir marketin en üstdüzey yöneticisi, 'Buraya gelince karşılaştığımız manzaraya hayret ettik; Avrupaülkelerinde yüzde 2,5 – 3 civarında olan market hırsızlığı yok denecek kadar az'demişti bana; onun bu tespiti aklımdayken 'Neler oluyor bize?' türü töhmetlerimilletimize asla yakıştıramıyorum” cümlesi de aynı hukuk adamının...
“Hatırlayın” diye ekledi: “Daha geçen hafta, Cem Boyner, vaktiylemağazalarından bir çift ayakkabı çalmış birinin, 'Vicdanım elvermiyor, oayakkabının bugünkü bedelini gönderiyorum' notuyla kendisine para ilettiğiniaçıklamadı mı? Bizim milletimiz 'Türkler' kitabında örnekleri verilen o millethâlâ; bütün gayretleriyle bizi bozmaya çalışanlara rağmen...”
Son zamanlardabazılarına halkı suçlama modası ârız oldu. “Neler oluyor bize?” manşeti bununson örneği. Yalnızca bir yazara ve gazeteye mal edilemeyeceği için manşetinçıktığı gazeteyi ve haber üzerine koca bir yazı kaleme alan yazarı adlarıylavermiyorum. 'Göbeğini kaşıyan adam' ve 'bidon kafalılar' benzetmelerini yazanlarbelli olsa da, tip hemen her köşede karşımıza çıkabiliyor...
Arayan hukukçutanıdığım, “Ben de AKP'ye oy verdim, ne göbeğimi kaşıyorum, ne de bidon kafalısayılırım; bu ülkeye kendi alanında en yüksek vergi ödeyenlerdenim” de dedi.
“Bize ne oldu?” türü yakıştırmalarla karşımıza çıkan tipler, olan-biteniters yüz etmeyi, her olayı kendilerine yontmayı iyi biliyorlar...
Geçenhafta yayılan “KanalTürk televizyonu Ak Parti ve hükümetin baskısıyla RTÜKtarafından kapatıldı” haberi bu eğilimi ele veriyor... Haberde kapatan kurumolarak adı geçen RTÜK'ün seçim yasaklarını çiğnediği için kanal kapatma yetkisiyok; RTÜK bu tür cezaları kanala ileten kurum, ama cezayı veren Yüksek SeçimKurulu (YSK). Kanal Türk hakkındaki kararı veren de Muammer Aydın'ın başkanıolduğu YSK doğal olarak... Aslında YSK'nın KanalTürk'e verdiği de 'kanal kapatmacezası' değil; haberlerinde tek taraflı yayın yaptığına kanaat getirdiğikanallara 'haber programı yayınını belli gün sayısınca durdurma cezası' veriyorYSK; KanalTürk altı gün ana haber bülteni yayımlayamayacak... Dahası da var: YSKKanalTürk ile ilgili bu cezayı, seçim öncesi daha henüz kampanyalar başlamadanHaber-7, TGRT Haber ve 24 kanallarına vermeye başladığı benzer cezalara “Biztaraflı yayın yapıyor değiliz; tek taraflı yayın yapan o kadar kanal var, nedenonlara ceza kesilmiyor?” itirazları gelmesi üzerine vermek zorunda kaldı.YSK'nın 24 ve TGRT-Haber'e verdiği toplam cezalar KanalTürk'e verilendenfazla...
Buna rağmen siz gazetelerde “RTÜK KanalTürk'ü kapatıyor” haberiniokudunuz; o kanalın sorumlusunu değişik ekranlardan “Bir milyon imza istiyorum”diye bağırırken gördünüz. Gerçekler ancak bu kadar ters yüz edilebilir, ancak budenli kendine yontulabilir...
Güneydoğu seyahati sırasında, bürokratlarlagörüşürken, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül önüne konulan bardaktan yanlışlıkla suiçti; Ramazan'ın ilk günlerinde bazen başımıza geldiği üzere... “Bundan,'Bakalım dinci gazeteler buna ne diyecekler?' malzemesi çıkaranlar oldu” deseminanır mısınız?
İşi daha ileriye götürüp, “Önceki cumhurbaşkanı için'Ramazan'da Müslümanların gözü önünde su içmişti' eleştirisi yapmıştı bunlar, oholsun, Allah'ın parmağı yok ki...” diye yazanı ne yapalım?
Bize ne oldugerçekten, bizim medyaya ne oldu böyle?
http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=6933&y=TahaKivanc

NAZLI ILICAK
RTÜK ve Kanaltürk
RadyoTelevizyon Üst Kurulu (RTÜK), 22 Temmuz seçimleri öncesinde, tek taraflı yayınyaptığı gerekçesiyle Kanaltürk'ün haberlerini 6 gün yasakladı. Bu kanalın sahibigörünen Tuncay Özkan, gazeteciden ziyade bir politikacı kimliğinde olsa da,böyle bir yasaklamayı yanlış buluyoruz. Aslında, RTÜK'ün öfkelendiği husus,Kanal'ın taraf tutmasından ziyade, Erdoğan'ın çok önceden sarf ettiği bazısözlerin gündeme taşınması idi. Mesela, Öcalan için "Sayın" ifadesinikullanması, şehitlere "kelle" dediğinin ileri sürülmesi; bir de sonu gelmeyenyolsuzluk iddiaları. Muhalefet partileri de seçimlerden önce, AK Parti'ye karşıgerçekleri tamamen saptırarak, tıpkı Kanaltürk gibi demagojik bir söylemibenimsemişti. İyi ki de öyle oldu; bütün yolsuzluk iddiaları veyahut "gizligündem" savları, seçmenin değerlendirmesine sunuldu. Dolayısıyla şimdi aynıiddialar tekrarlanınca, Tayyip Erdoğan göğsünü gere gere "Bunları söylediniz,cevabını da 22 Temmuz'da aldınız" diyebiliyor.
Radyo Televizyon ÜstKurulu'nun elinde geniş yetkiler var. Bütün kanallar topun ağzında. Özellikle,yayın ilkelerinin ihlâli cezalarında zaman aşımının bulunmaması, RTÜK'ün,kanallara açık/gizli baskı yapabilmesinin imkânını da yaratıyor. Diyelim ki,haberlerden dolayı, 1995'te bir "uyarı" aldınız. Daha sonraki kademeler,"kınama", "program durdurma" ve gitgide artan "para cezaları." Şu anda,kanallar, bilhassa, haber ve spor programları yüzünden öyle bir hale gelmiş ki,bir sonraki adım çok yüksek para cezaları ve hatta lisans iptali. Sona erendiziler veyahut eğlence programlarında zaman aşımının bulunmaması çok önemlideğil fakat, haber ve spor yayınlarında, her hatada, bir üst cezaya geçilmiş veyolun sonuna gelinmiş. Bir başka ifadeyle, bütün kanalların üzerinde Demokles'inkılıcı sallanıyor. Bu da, iktidarlara, RTÜK vasıtasıyla televizyon kuruluşlarıüzerinde geniş denetim imkânı veriyor.
1994'te kabul edilen 3984 sayılı yasabir an önce değiştirilmeli; televizyon kuruluşlarına daha demokratik bir ortamsağlanmalı.

http://www.sabah.com.tr/ilicak.html

 

SerdarAkinan
Kanaltürk’ü derhal kapatın...
Kanalları zaplarken KANALTÜRK’e takılıverdim. Tuncay Özkan veKerimcan Kamal karşılıklı sohbet ediyorlar. Ekranın altında“Kaçkisiyizbiz.com”adlı sitenin tanıtımı dönüyor.
RTÜK, KANALTÜRK’e seçimöncesi ana haber bültenlerinde “tarafsız yayın yapma” ilkesini ihlal ettiğigerekçesiyle program durdurma cezası verdi.
Hükümete yakınlığıyla bilinen TV24’e de aynı gerekçeyle daha ağır bir ceza verildi.
Ancak KANALTÜRK’ünverdiği tepki bu kararın ötesinde bir nedene ve anlama sahip.
Tuncay Özkan,Tandoğan mitingiyle etkisi gizlenemeyecek boyutlara ulaşan dev sivil demokratiktepkisel sürecin mimarıdır.
O meydanlara çıkan endişeli yığınlar, 23 Temmuzsabahı çok ciddi bir yenilmişlik duygusu içine girdi.
23 Temmuz sonrasımemlekette oluşan toplumsal ayrışma, her ne kadar büyük medya tarafındangörülmese de, ciddi boyutlarda...
Başbakan Erdoğan’ın, “uzlaşırım” sözü,inisiyatifi dışında gelişen birçok nedenden ötürü, gerçekleşmedi... Tuhaf amabence o ve çevresindeki birkaç akil adam yüzde 53’ün endişesini kısmenpaylaşıyor.
Yani durum sadece toplumsal barış açısından bile iyigitmiyor...
Neden mi?
Şu birkaç endikatöre bakalım. Nedenlerikavrarız...
KANALTÜRK’ün başına gelenler, Emin Çölaşan’ın kovulması, medyasermayesinde yeni bir dizayna geçilme sürecinin başlaması, medya yöneticilerineveya medya patronlarına açılan telefonlar, sermaye çevrelerinin sessizliği,belli güç odaklarının artık susmayı tercih etmesi...
Ancak bence çok dahaönemlisi AK PARTİ’nin emir komuta zinciri 23 Temmuz itibarıyla dağıldı.
AKPARTİ’nin, hocadan teslim aldığı en mühim miras bir cemaat anlayışı içindeyürüyen yapısıydı.
Lider Erdoğan’dı... Herkes onun ağzına bakarak pozisyonalırdı.
Gelinen noktada sanılanın aksine bu iktidar artık sadece Gül’lepaylaşılmıyor.
Ortaya kolektif ama kontrolsüz bir zihniyet çıktı.
Yani AKPARTİ gibi bir yapı içinde artık “biz” var... En tepeden en aşağıya; dikey veyatay karar mercilerine şu son dört yıl içinde yerleşen bazı kimseler artıkmeşrebine göre tutum ve davranışlar sergileyebiliyor...
O “biz”i oluşturanyapı il bazında, ilçe bazında muğlak bir söylem üzerinden “karar alıyor” veyabir şeyleri “dayatıyor”. Bunun illa ki kötü niyetle yapılıyor olması gerekmiyorama nihayetinde kafalarına göre bir normal oluşturup “gereğini”, özellikle 23Temmuz’dan itibaren, büyük bir özgüven içinde yapıyorlar.
Ancak Türkiye çokfarklı sosyal dinamiklere sahip bir ülke.
İktidar el değiştiriyor. Buvaziyetten ciddi endişe duyan bir kesim var.
Düne kadar “öteki”yi tanımlayanelitist yapının belli mekanizmaları vardı.
Şimdi , “öteki” alanıtanımlıyor.
Bugüne kadar kendisine “öteki” muamelesi yapanlara “artık sensinöteki” demeye başladı. Rahatsızlık burada...
Bu ilişki biçimini yapay birekonomik yapı destekliyor. Güç aldıkları yegane payanda çökerse ne olacak?Düşünmüyorlar.
Tuncay Özkan “yeni öteki” olarak adlandırılabilecek buendişeli yığınlar adına çok mühim bir işe soyundu.
Bugün hiçbir siyasi partiliderinin konuşamadığı enerji, hırs, birikim ve vizyonla konuşuyor.
Kanaltürk’ün başlattığı bu hareketin çok ciddi sosyal ve siyasal birkarşılığı var.
İki günde 100 bin kişiyi aştılar. Tamamı adı sanıylabelli...
O nedenle de demokrasi açısından çokumutluyum.
Sonuç?
Kanaltürk’e daha fazla saat ceza verin, zira orayavurdukça demokratik sesler daha çok çıkıyor.
Çıkmalı...
İnanınsandığımızdan çok daha fazla ihtiyaç var bu sese... Bu ses rahatsızlıkvermeli... Türkiye kabuk değiştiriyor.
Bu değişimin sağlıklı olması AK PARTİiçinde kendini artık “biz” olarak tanımlayan etkili ve yetkili şuursuzlara nepahasına olursa olsun direnmekle mümkündür.
Bir kesim sesini demokratikolarak yükseltmezse...
Türkiye şeriata değil ama faşizme gidiyor.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=92007,10,156




Türker Alkan

El garaip!

AKP'ninhazırladığı referandum metnine göre '11'inci cumhurbaşkanını halk seçer!' Amayeni Meclis Gül'ü seçti. Şimdi referandumda 'Evet' çıkarsa ne olacak?
Yakıngeleceği bile hesaplayamayacak kadar kafası karışık politikacıların yol açtığıve açacağı bir durum daha!
Eğer CHP iktidarda olsa da bu yanlışı yapsaydıbaşta Erdoğan ve basın olmak üzere herkes bağıracaktı: "Bunlar adam olmaz! Üçkoyunu güdemez, akşama ikisini kaybederler!"
Ama Erdoğan ve ekibi böylesinebasit konularda yanlış yapınca, çıt yok! Görmezlikten geliyoruz!
RTÜK,Kanaltürk'ü hoyratça cezalandırdı. Hem de akla ziyan bir gerekçeyle. Bu kanal,seçim haberleri sırasında Erdoğan'ın geçmiş konuşmalarından örnekler vermiş!Yalan söylememiş, iftira atmamış, politikacıların tutarsızlıklarını veyalanlarını sergilemiş! Ve ödül olarak kapatılma cezası almış!
İyi dedemokrat, İkinci Cumhuriyetçi, özgürlükçü arkadaşların tepkisi ne oldu RTÜK'ünbu tavrına? Bir teki bile "N'ayır, n'olamaz" dedi mi? Ben göremedim!
Veiçime bir korku düştü: 1950'lere geri mi dönüyoruz? Hazır Anayasa'ya da elatmışken ve itaatkâr bir kamuoyu bulmuşken!
Bu arada sayın Gül, Doğu'da veGüneydoğu'da dert dinleme ve halkla kucaklaşama turları atıyor. 'Bakın,Sezer'den ne kadar farklıyım, ben halk adamıyım' turları bunlar.
Sorunlarınot ediyor, sözler veriyor.
İyi de neye dayanarak yapıyor bütün bunları?Kendisinin anlatılan dertlere çare olacak yetkisi yok. Olan yetkileri de AKPyönetimi budayacak. Gül, törensel ve simgesel bir figür olarak kalacak. VeGül'ün kendisi de yetkilerinin kısıtlanmasından yana.
Yetkileri olmayan veelindeki yetkileri de yakında kaybedecek olan Gül'ün bu Anadolu gezisi ne anlamageliyor dersiniz? Propaganda ve imaj tazelemekten başka?
Cumhurbaşkanlığıylailgili asıl çelişki cumhurbaşkanı halkoyuyla seçilirse çıkacak. AKP bu konudaçelişkili bir politika izliyor. Bir taraftan 'Cumhurbaşkanını halk seçmelidir'diyor, bir taraftan da cumhurbaşkanının yetkilerini sınırlandırmak istiyor!
Oysa tam tersinin olması gerekir, doğrudan halktan yetki alancumhurbaşkanının daha geniş yetkilerle donatılması beklenirdi!
Doğrudur,bizim de benimsediğimiz parlamenter sistemde cumhurbaşkanının yetkileri çoksınırlıdır, çoğu simgesel ve törensel şeylerdir. Fakat bu yönetim biçimindecumhurbaşkanını halk seçmez, Meclis seçer.
Cumhurbaşkanını hem halkaseçtirmek, hem de yetkilerini kısıtlamak olacak şey değil. Başbakan Erdoğan'ınbunu bilmemesi mümkün değil. Acaba işin içinde bir çapanoğlu mu var, diyeaklımdan geçiyor.
Politika bu, oyun çoktur!

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=232995&tarih=16/09/2007



Türker Alkan

Sivil anayasa ne demek?

Şuanda yürürlükte olan 82 Anayasası aslında 'anayasa' olmaktan çok 'amayasa' gibibir şeydi. Vatandaşlara tanıdığı her özgürlüğü 'ama...' diye başlayan birhükümle sınırlamayı ilke edinmişti. İsmet Berkan dünkü yazısında bu eğiliminyeni anayasa taslağında da geçerli olduğundan yakınıyordu. Alışmışız bir kere...'Matbuat kanun dairesinde serbesttir...' diyen biz değil miyiz? RTÜK'ünKanaltürk'e verdiği garip gerekçeli cezaya bakın, hâlâ o eski kafa yürürlüktedemek ki.
Yalnız 'sivil anayasa' sözüyle ne denmek istediğini pekanlayamadım. 'Özgürlükçü anayasa' demek istiyorlar sanırım. Ama unutmayalım kisiviller tarafından yapılan her anayasa özgürlükçü olmayabilir. Hitler, Stalin,Mao.. ve daha nice diktatör sivildi. Ve askerler tarafından yapılan her anayasada otoriter olmayabilir. Askerlerin yaptığı 61 Anayasası şimdiye kadarTürkiye'de gördüğümüz en demokratik anayasaydı. Öyle ki, 12 Eylül dönemindeGeneral Evren, "27 Mayıs Anayasası bize çok bol geliyor" diye yakınmıştı!
Sonra giysiyi daraltacağım derken perişan etmişlerdi.
12 EylülAnayasası'nın değiştirilmesi gerektiğine inanan geniş bir kitle oldu. (BuAnayasa'nın yüzde 92.5 gibi yüksek bir halk oyuyla kabul edilmesine rağmen!)Şimdi bu kitle AKP'ye karşı olsa bile salt bu nedenle "Hayır, Anayasadeğişmesin" diyemeyecek.
Ama öte yandan takiye sanığı AKP'nin yeni biranayasa yapmak için ortaya çıkmasını da kuşku ile karşılayacakları ortada.Şimdiden başlayan tartışmaların zamanla sertleşmesi mümkün.
Demokratik birsiyasal yapının işlemesi için iyi bir anayasa elbette önemlidir. Fakat, enazından anayasa kadar önemli olan bir husus, siyasal kültürdür. En sıradanmuhalefeti bile vatana ihanet olarak gören bir iktidar varsa, savcılar hercümlenin altında kötü bir niyet arıyorsa, otoriter bir kültür egemense, insanlarbirbirine güvenmiyorsa, liderler uzlaşamıyorsa... Hangi anayasayı yaparsanızyapın, sonu iyi olmayacaktır.
Türkiye'de demokratik kültür yavaş yavaş daolsa yayılıyor. 'Sivil değil' diye küçümsenen 27 Mayıs Anayasası'nın sağladığıözgürlük ortamının bunda büyük bir payı oldu. 'Sol' o Anayasa ile meşrulukkazandı, farklı görüşler (Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Türkiyeİşçi Partisi, MHP...) o dönemde örgütlenebildi.
Ama gene de askerlerin 27Mayıs müdahalesi yarardan çok zarar getirmiştir derim. Zira 27 Mayıs, 12 Mart'ınve 12 Eylül'ün de ebeliğini yapmıştır. 27 Mayıs askeri darbesi olmasaydı, büyükihtimalle CHP iktidara gelecek ve 27 Mayıs'ın getirdiği özgürlükleri kalıcı birbiçimde getirecekti. Siyasal kurumların sürekliliği sekteye uğramayacaktı. 27Mayıs darbesiyle getirilen yenliklerin çoğu zaten CHP'nin programında olanşeylerdi.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=232894










Albums
View All







Members
View All







Videos: biz kaç kişiyiz
View All







Forums
Create New Forum


No Forums Found.




biz kaç kişiyiz





Founded: 10/16/2007
Members: 484





Join Group



 







PerfBoard
View Your Posts | Post | View All


No entries found.