PerfSpot     
Login / Join Now        International







About Türk Sineması



 
                                        TÜRK SİNEMASI TARİHİ
Türkçe
     Her ülkenin bir sinema tarihi vardır. Bu, elbette belgelerle saptanır. O yıllardaki adıyla sinematograf, yani sinemanın dünya üzerindeki resmi tarihi belgelere göre 22 Aralık 1895 olarak bilinir. İki Fransız genci Louis ve Auguste Lumièr kardeşlerin Paris'te Capucines Bulvarı'ndaki Grand Cafe'de düzenledikleri bir gösteriyle dünya sinemasının resmi tarihi doğar.

     Sinemanın Türkiye'ye girişi ise çeşitli kaynaklara göre Yıldız Sarayı'nda ve halka açık gösterilerle başlar. Örneğin, Romanya uyruklu bir Polonya'lı Sigmund Weinberg'in Galatasaray dönemindeki Sponeck adlı birahanenin salonunda düzenlediği halka açık film gösterisi, bu konuda en sağlam kaynaklardan biridir. Ve bu film gösterisinin tarihide 1897'dir.
English
     Undoubtedly each country has its own history of the cinema and such an history is confirmed by documents. According to such documents the official history of the cinema, known then as the cinématograph, begins on December 22, 1895 in Paris at the Grand Café, near the Boulevard des Capucines, where two young Frenchmen, the brothers Louis and Auguste Lumière, stages a first showing.

     According to several sources the cinema enters Turkey first through private showings, held at the Sultan's court (The Yıldız Palace), followed by public ones. We know, for example, that in 1897 a Rumenian citizen of Polish origins, Sigmund Weinberg, staged a first public show in Istanbul. The place being Sponeck's beerhouse in Galatasaray's square.
Mehmet Tunabaş
TARİHE SIĞMAYAN DESTAN ÇANAKKALE GEÇİLMEZ FİLMİ

 

Yukarıdaki Resmi Tıklayarak Filmi İzleyebilirsiniz

Ayhan Işık
TÜRK SİNEMASININ KRALI
Oyuncu | 1929 - İzmir
      1929 yılında İzmir'de doğdu. 1953'te Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nden mezun oldu. Sinemaya geçmeden önce grafiker olarak çalıştı, çeşitli dergilere kapak resimleri yaptı.

     Sinemaya 1951'de Yıldız Dergisi ve İstanbul Film'in açtığı yarışmayı kazanarak girdi. Aynı yıl "Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan" filmiyle ilk kez beyazperdede gözüktü.

     İkinci filmi "Kanun Namına" ile oyunculuktaki yeteneğini kanıtlayarak, üne kavuştu. 1959'da Amerika'ya gitti ve sinema konusunda incelemelerde bulundu. Yurda döndükten sonra, yeni filmler çevirerek ününü sürdürdü. 1972'de film yıldızlarının sahneye çıkma modasına uyarak, Klasik Türk Müziği dalında solistlik yaptı.

     Daha sonra oyunculuğunun yanı sıra, yapımcılık yapmaya da başladı. Bir süre sonra da oyuncu ve yönetmen olarak "Örgüt" filmini çekti TV'de bazı reklam filmlerinde gözüktü. Türk sinemasının belki de en büyük oyuncularından biri olan Ayhan Işık ikinci filminden sonra fiziği ve yeteneği ile dikkatleri çekerek, ölene kadar çevirdiği bütün filmlerde hep başrol oynadı. "Kral" unvanını aldı.

     Işık, ününü en uzun süre koruyan ilk oyuncu oldu. Işık 1954'te Türk Film Festivali'nde, 1962'de Ses, 1965'te Artist ve daha bir çok yayın organının düzenlediği yarışmalarda "en başarılı erkek oyuncu" seçildi. Işık 1979'da beyin kanaması rahatsızlanarak yaşama göz yumdu.
Türkan Şoray  :TÜRK SİNEMASININ  UNUTULMAYACAK SULTANI
Oyuncu | 1945 - İstanbul
      1945'te İstanbul'da doğdu. 1960 Fatih Kiz Lisesi orta bölümünde okurken, "Köyde Bir Kız Sevdim" filmiyle sinemaya gecti. "Otobüs Yolcuları" ve "Acı Hayat" gibi düzeyli filmlerin yanında birçok salon güldürüsü ve melodramda oynadı. Ayrıca senaryosu kendi üzerine yazılan "Sultan" ve "Efsane Kadın" imajını destekleyen filmler çevirdi.

     "Sürtük" gibi gişe rekoru kıran filmlerin yanı sıra "Vesikalı Yarim" gibi filmlerle oyunculuk yeteneğini ortaya koydu. 1970'li yılların başlarında filmlerinde öpüşmeme ve soyunmama kararı aldı. Bu olay Türk sineması tarihine "Türkan Şoray Kanunları"olarak geçti.

     1972 yılında başrolunu oynadığı "Dönüş" ile yönetmenliğe başladı ve bugüne kadar dört film yönetti. 1982 yılında, olgunluk çağında, başrolünde oynadığı "Mine" filmiyle yeni bir tırmanışa geçti.

     Ödülleri; Altın Portakal Film Festivali'nde, 1964 yılında "Acı Hayat", 1968'de "Vesikalı Yarim", 1989'da "Hayallerim Aşkım ve Sen", 1995'de "Bir Aşk Uğruna" filmleriyle ödül aldı. Antalya Film Festivali'nde, 1995 yılında "En Iyi Kadın Oyuncu" ödülü "Bir Aşk Uğruna" filmindeki rolüyle geldi.

     15. İstanbul Film Festivali'nde "Onur Ödülü" aldı. Belçika Kadın Yönetmenleri Festivali'nde 1995 yılında özel mansiyon ödülünü "Dönüş" filmiyle aldı. Adana Altın Koza Festivali'nde, 1995 yılında "En iyi kadın oyuncu" ödülünü "Mahpus" filmiyle aldı. Cezayir'de yapılan 2. Akdeniz Ülkeleri Film Festivali'nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü "Hayallerim Aşkım ve Sen"le aldı.

 TÜRK SİNEMASININ İLKLERİ

   
Ayhan Işık, Kuzey Vargın film setinde…
   Fuat Uzkınay’ın, 14 Kasım 1914’te, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’na girdiği günlerde, Ayastefanos’taki Rus Anıtı’nı yıkılırken kamerasıyla görüntülediği 150 metrelik belgesel, Türk sinema tarihinin ilk filmi olarak kabul ediliyor.

     Yönetmenliğini ve senaryosunu Celal Esat Arseven’in üstlendiği "Koruyan Ölü", 1917’de yurtdışında çekilen ilk film olarak tarihe geçti. İlk konulu film denemesi olan "Leblebici Horhor Ağa"nın çekimi ise, 1916 yılında başrol oyuncularından birinin ölümüyle yarım kaldı. Sedat Simavi’nin 1918 yılında çektiği "Alemdar Mustafa Paşa", ilk tarihi belgesel film denemesi oldu.

     Ahmet Fehim ve Fazlı Necip’in 1919 yılında yönetmenliğini yaptığı "Binnaz" adlı film, 55 lira ile dönemin en fazla hasılatını topladı. Aynı tarihte ilk komedi denemesi olarak çekimlerine başlanan ve yönetmenliğini İsmet Fahri Gülünç’ün yaptığı "Tombul Aşığın Dört Sevgilisi" adlı filmin çekimleri, çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle yarım kaldı.

     Şarlo filmlerin etkilerini taşıyan "Bican Efendi Vekilharç", ilk "sinema tipi dizi" özelliğiyle tarihte yerini alırken, ilk korku film denemesi de 1953 yılında yönetmenliğini Mehmet Muhtar’ın yaptığı "Drakula İstanbul’da" idi.

     Muhsin Ertuğrul’un "Halıcı Kız"ı, Atlas Sineması’nda gösterilerek, halk önüne çıkan "ilk renkli film" olarak kayıtlara geçti.

     "Hollywood Rüyası" da, 1956’da Amerika’da yapılan ilk Türk filmi oldu.

     Aydın Arakon’un yönettiği ve Neriman Köksal’ın başrolde oynadığı "Fosforlu Cevriye" ile, bol bol argolu filmlerle birlikte "külhanbeyi tipli kadın kahramanlar" dönemi 1959 yılında başladı.

     Zeynep Değirmencioğlu’nun rol aldığı "Ayşecik" adlı filmle 1960 yılında "çocuk yıldızlı filmler"" dönemi başlarken, 27 Mayıs 1960’tan sonra sinemadaki "toplumsal gerçekçilik" akımını yansıtan ilk film Metin Erksan’ın "Gecelerin Ötesi" oldu.

     1960 Harekatı"Nın Etkileri

     Ertem Gönenç’in "Karanlıkta Uyananlar" adlı filmi 1964’te yapıldı ve ilk işçi hareketi, grev filmi oldu. Önce sansüre takılan film, daha sonra izleyiciyle buluştu. Yine aynı yıl Halit Refiğ’in "erotizm" denemesi yaptığı, erotik simgelere yer verdiği film de "Şehrazat"tı.

     "Tehlikeli Adam" adlı film 1965 yılında çekildi. Bu film konusuyla "gecekondu sinemasının" başlangıcı olarak kabul edilirken, 1970’deki "Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler" ile "masal filmleri" dönemi başladı. Türk Sineması’nın "Batman"ı 1973’te çekilirken, tamamen doğa içerikli olan ve 1993 yılında yapılan "Manisa Tarzanı" ise ilk çevre filmi özelliğini taşıdı.

     Kadın Oyuncular Dönemi

     Halide Edip Adıvar’ın "Ateşten Gömlek" adlı romanından, aynı isimle Muhsin Ertuğrul tarafından 1923 yılında beyazperdeye aktarılan film, Türk asıllı kadın oyuncuların sinemada ilk rol aldıkları yapıt olarak tarihe geçti. Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir’in rol aldığı film, aynı zamanda ilk Kurtuluş Savaşı filmi özelliğine sahip.

     İlk uzun metrajlı çizgi film denemesi olarak 1951’de yapılan "Evvel Zaman İçinde" adlı filmin, Amerika’ya banyo için gönderilen negatifleri ise kayboldu.

     Melih Gülgen’in "Parçala Behçet"i ile 1972’de seks ve avantür filmlerinde yeni bir furya başladı. 1974’te de "Beş Tavuk, Bir Horoz" ile Türk sineması’nda "seks komedileri" dönemi start aldı.

     Rekor "Vizontele"de

     1. Antalya Film Festivali’nde, 1962 yılında Türkan Şoray’a "En Başarılı Kadın Oyuncu" ödülünü kazandıran "Acı Hayat" filmi yabancı seyircinin de ilgisini çekerken, o yılların gişe rekorunu kırdı.

     Şerif Gönen’in yönetmenliğini yaptığı, Şener Şen ve Lale Mansur’un başrollerini paylaştığı "Amerikalı", büyük ilgi görerek 1993’ün gişe rekoruna sahip oldu.

     Yavuz Turgul’un 1996’da çektiği, Şener Şen, Uğur Yücel ve Şermin Şen’in başlıca rolleri paylaştığı "Eşkıya" da, 1996-1997 sezonu süresinde yaklaşık 2,5 milyon kişiye ulaşarak geçen dönemin seyirci rekorunu elde etti.

     Yılmaz Erdoğan ve Ömer Faruk Sorak’ın yönetmenliğini yaptığı, Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ, Cem Yılmaz ve Altan Erkekli’nin rol aldığı "Vizontele" ise, bugüne kadar ulaştığı 3 milyon 302 bin 910 seyirciyle yeni rekorun sahibi oldu.

     Yönetmen Sorak’ın Değerlendirmesi

     "Vizontele"nin yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan’la birlikte yapan Ömer Faruk Sorak, çektikleri filmin Türk Sinema tarihinin izleyici ve hasılat rekorunu kırmasının "güzel bir şey" olduğunu belirterek, "Umarım önümüzdeki 87 yıl, filmlerin yapmış olduğu hasılat değil de yurtdışında başarıların kazanıldığı bir süreç yaşanır" dedi.

     Sorak, "Türk Sineması, 87 yıl kendi kabuğunda büyüdü ve gelişti. Bundan sonra uluslararası platforma açılması, filmlerin uluslararası alanlarda başarılar kazanması gerekir" diye konuştu. Yaklaşık 2,5 milyon izleyiciye ulaşan "Eşkıya"nın, Türk Sineması’nın en iyi hasılat yapan filmlerinden biri olduğunu hatırlatan Sorak, sürekli ileriye dönük bir sürecin yaşanması ve gelecek yıl da "Vizontele"yi geçen filmlerin üretilmesi gerektiğini kaydetti.

     Sorak, Türk Sineması’nda, ticari kaygıların dışına çıkılarak sinemaya hak ettiği değerin verilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Ayrıca, önümüzdeki süreçte sinema endüstrisinin gelişerek, büyük bir sektör haline gelmesi gerekir" dedi.

            (((YAŞAYAN EN BÜYÜK SİNEMACI)))
Aktör, yönetmen, yapımcı, besteci... Karizmatik, yakışıklı ve üstün yetenekli… Clint Eastwood, yaşayan en büyük sinemacılardan... O, son derece soğukkanlı ve mütevazı aynı zamanda sabırsız ve tez canlı… Dile kolay, 79 yaşındaki bu “yalnız kovboy”, oyunculukta 54, yönetmenlikte ise 38 yılı geride bıraktı. Hollywood yıldızı olmayı asla sığınak bellemeyen, büyük bir disiplin ve çalışmak daha fazla çalışmak düsturuyla hareket eden Eastwood, bugüne dek dört kez Oscar heykelciğini kucaklamasını (toplamda 100 ödülü var) bildi.



Oscar alan en yaşlı yönetmen sıfatına sahip Eastwood’un, en hızlı film çeken sinemacı olması da ayrıca takdire şayan… O, şarap gibi yıllar geçtikçe kıvamını buluyor, şaşırtarak, sarsarak ve ağlatarak sinema yürüyüşünü sürdürüyor.

SON DURAK; SİNEMA

Clint Eastwood, dünyayı saran büyük ekonomi buhranının ertesinde, 31 Mayıs 1930 günü San Francisco’da doğdu. Babasının işi dolayısıyla göçebe hayatı yaşadığı çocukluk yıllarının ardından Eastwood, bizdeki meslek lisesi dengi olan Oakland Teknik Okulu’nu bitirdi. O, son durak sinemaya dek birçok işe girip çıktı, neredeyse uzmanlaşmadığı alan kalmadı. Oregon’da odunculuk işi için baltasını kuşandı ve hatta giydi tulumunu demir-çelik fabrikalarında işçilik yaptı. Onu barmenlik ve cankurtaranlık da kesmedi, bir dönem pek meşhur Sunset Bulvarı’ndaki benzincide çalıştı. Müzik tutkusunu ve caz piyanistliğini de unutmayalım.

Amerikan Ordusu’na 1948 yılında yazılan Eastwood, Kore Savaşı’na da katıldı ancak askerliğini cephede değil, yüzme hocalığı görevini üstlenerek tamamladı. Onun sinemada tutunması ise sanıldığı kadar kolay olmadı, birçok yapımcı, elmacık kemiklerinin çıkıklığını bahane ederek Clint Eastwood’a rol vermeye yanaşmadılar. Ancak o, beyazperdeyi sevdi ve azmetmesini bildi. 1950’li yıllarda haftalık 75 dolarlık yevmiye ile “B sınıfı” filmlerde yan karakterlere can verdi. Uzun soluklu TV dizisi “Rawhide” ise, onun figüranlıktan çıkartıp aktörlüğe taşıdı.

MAĞRUR KOVBOYDAN “FAŞİST” DEDEKTİFE…

“İyi, Kötü ve Çirkin”, “Bir Avuç Dolar”, “Birkaç Dolar İçin”... Ünlü İtalyan rejisör Sergio Leone’nin çektiği Spaghetti Westernleri’nde başrolü üstlenmek, Clint Eastwood’a 7. Sanat'ın kapılarını sonsuza dek araladı. Büyük bir sükunet ile beslenip gözlerini kısarak bakan, ağzının köşesine yerleştirdiği sigarasıyla karizmasına karizma katan, bu 1.93’lük mağrur ve kahraman silahşor, adını sinema tarihine altın harflerle yazdıracaktı. Avrupa turunun ardından Clint, atından inip “Kirli Harry” serisiyle şehre dadandı. 44’lük Magnum'la donanan, sert, acımasız ve kural tanımaz polis müfettişi Kirli Harry Callahan’a can veren Eastwood, yönetmen Don Siegel’in fetiş oyuncusu olmuştu. Eleştirmenlerin faşist yaftasını yapıştırmasına rağmen buz adam Harry kısa bir sürede efsane mertebesine ulaştı. 1980’lerde ayağı tökezlese de tekrar ayaklandı. Ve onun oynadığı 60’ı aşkın filmden en akılda kalanları; “Alcatraz'dan Kaçış”, “Kartal Yuvası”, “Kadın Affetmez”, “Ölümün Sesi” ve “Ateş Hattında”…



Clint, ilerleyen yıllarda ufkunu açanlara vefasını gösterecekti, işte tamda bu yüzden en iyi yönetmen ödülüyle taçlandırılan güzeller güzeli kovboy destanı “Affedilmeyen”i, Leone ve Siegel’e adadı. Artık bugün biraz da yaşı gereği oyunculuktan ziyade yönetmenliğe meyletse de, -ülkemizde henüz vizyona girmeyen- bağnaz bir Kore gazisini canlandırdığı son filmi “Gran Torino”da (klasikleşmiş Ford marka araba) yine döktürüyor.

"CLİNT MÜTHİŞ BİR LİDERDİR…"

“Ölümün Sesi”, “Kabadaki Yabancı”, “Esinti”, “Kanunsuz Josey Wales”, “Namludaki Adalet”, “Bird”, “Yasak İlişki”, “Kusursuz Dünya”, “Gizemli Nehir”, “Milyon Dolarlık Bebek”, “Atalarımızın Bayrakları”, “Iwo Jima'dan Mektuplar”, “Sahtekâr”… Aktörlüğüne kimsenin diyecek bir lafı yok ama özellikle son yıllarda Clint Eastwood’un aklı fikri yönetmenlik koltuğunda… O hiş kuşkusuz, büyük yönetmenler Steven Spielberg, Martin Scorsese ve Francis Ford Coppala kadar üretken ve kabiliyetli… Kendi film müziğini kendisi yapıyor ve setin tek efendine itiraz etmeye kimse cüret edemiyor. Yıllardır aynı ekiple çalışan bu mükemmeliyetçi sinema adamının en büyük keyfi ise güzel hikâyelerin peşine düşmek.



Son filmi Sahtekâr’ın başrol oyuncu Angelina Jolie, Empire Dergisi’ne verdiği mülakatta Eastwood için şunları söylüyor; “O, müthiş bir oyunculuk kariyeri olan son derece zeki bir yönetmen. Aynı zamanda hayatımda karşılaştığım en samimi, en dürüst insanlardan biri. O, önce bir öykünün izini sürüyor ve sonra muhteşem bir kadroyu bir araya getiriyor. İnsanlar ona saygı duyuyor, çünkü Clint Eastwood müthiş bin lider.”

Clint Eastwood'un asla durmaya niyeti yok. Tam gaz, özgürlüğün siyahî sesi Nelson Mandela’yı (tabii ki Morgan Freeman canlandıracak) anlatacağı 33. filmi “The Human Factor”a hazırlanıyor.

YEDİ ÇOCUK BABASI CUMHURİYETÇİ KOVBOY

Her kovboy gibi Clint Eastwood’un da en büyük açmazı, muhafazakâr ve milliyetçi olmasıdır. Bushgiller familyası gibi Cumhuriyetçi cenahta yer alan Eastwood (çok şükür ılımlı sayılır), yaklaşık 20 yıl önce Kaliforniya’daki Carmel kasabasında belediye başkanlığı yaptı. Gençliğinde çapkınlığıyla tanınan Clint Eastwood’un Maggie Johnson ve Dina Ruiz ile olan evliliklerinden ise yedi çocuğu var. Yıllara meydan okuyan ve gençlere taş çıkartan bu ihtiyar delikanlı, kaya gibi katı ve ulaşılmaz görünse de hepimizi ağlatan duygusal filmler çekmeyi sürdürüyor. Ona uzun ömürler dilemek sanırım her sinemaseverin ortak arzusudur. Çok yaşa Clint… Kaynak:Alper Turgut....TUNALIM...

 







Albums
View All







Members
View All







Videos: Türk Sineması
View All







Forums
Create New Forum


ForumsTopicsRepliesLast Post

YERLİ SÜPER KAHRAMANLARIMIZI NASIL BULUYORSUNUZ?
Tüm dünyada ‘Superman’, ‘Örümcek Adam’, ‘Batman’, milyonlarca dolarlık filmleriyle fırtına gibi eserken, Yeşilçam tarihi de onları kıskandıracak maharette süper kahramanlara sahne oldu. Kara Murat, Karaoğlan, Malkoçoğlu, Battal Gazi, Tarkan, Dünyayı Kurtaran Adam, Kılıçaslan gibi kahramanların maceraları, Hollywood’un süper kahramanlarını gölgede bırakacak cinsten. Kara Murat ‘Fatih’in Fedaisi Kara Murat’ olarak tanınan kahraman da uzun süren bir seriye imza attı.
00N/A

DÜNYA SİNEMASINI NASIL GÖRÜYORSUNUZ?
Son yıllarda başarılı filimler yapan Saffron Burrows; İngiltere'de doğup büyüyen Saffron Burrows, iki devrimcinin kızı. Annesiyle babasının sürdürdüğü politik yaşamın içinde onu, oyunculuk ya da modellikten çok devrimci mücadeleye hazırlayan bir çocukluk geçirmiş. "Akıllı insanlardı." diyor onlar için. "15 yaşındayken annemin erkek kardeşimi dünyaya getirişini izledim. O zamanlar çok utangaçtım." Bu, biraz özgürlükçü dönemin hippilerinin bakış açısına benziyor ama Burrows'un annesiyle babası hippi değillermiş. "Kuzey İngiltereli devrimcilerdi." diyor. "Bağırıp çağırıp taşlanmaktan çok toplumsal mücadeleyi örgütlemek için çalıştılar. Aktif sosyalistlerdi." Peki ya o? "Zaman zaman bunu mesleğimle bağdaştırmanın zor olduğunu biliyorum ama ben feministim." diyor. "15 yaşındayken, bir yıl önce Naomi Campbell'i keşfeden Elite ajansındaki bir kadın tarafından modellik için Paris'e getirildim. İlk başladığımda feminist arkadaşlarımın gözlerinin üzerimde olacağını ve onlardan eleştiri alacağımı düşünüyordum. Ama öyle olmadı. O zaman kendi kendimi gözlemem gerektiğini anladım. "Leaving Las Vegas" filmiyle Oscar'a aday gösterilen Mike Figgis'in bu ay gösterime girecek filmi "The Loss of Sexual Innocence" ta ikizleri canlandıran 26 yaşındaki oyuncu sinema dünyasında beş yıl önce çevirdiği " Circle of Friends" filmiyle tanınmıştı. "Circle of Friends" den sonra Mark Joffe'nin yönetmenliğini yaptığı komedi filmi "The Matchmaker" ve Jim Sheridan'ın yönettiği "Babam için / In The Name of The Father" da rol aldı. Ardından şu anki sevgilisi Mike Figgis'in yönettiği iki filmde oynadı. Bunlardan biri bu ay izleyeceğimiz "The Loss of Sexual Innocence"; diğeriyse bu yılki İstanbul Film Festivali'nde gösterilen "Miss Julie". Genç oyuncu en büyük çıkışını geçenlerde gösterime giren ilk büyük stüdyo filmi "Deep Blue Sea" ile yaptı ve en son da Freddie Prinze ve Matthew Lillard ile birlikte rol aldığı pek ses getirmeyen bilimkurgu filmi "Wing Commender" da oynadı. Beş yıl önce Saffron Burrows, "Circle of Friends"in, bu filmle çıkış yapmaları beklenen tanınmamış üç İngiliz oyuncusundan biriydi. Diğerleri, medyanın yakın takibi altında yükseldikten sonra düşüşe geçen Minnie Driver ve yeni yeni kendine gelmeye başlayan alan Cumming'di. Burrows'un bu üçlünün arasından sıyrılmasını sağlayan filmRenny Harlin'in yönettiği "Mavi Korku / Deep Blue Sea" oldu. Önceki filmlerine Burrows'un böyle büyük bir stüdyo filminde fiziksel beceri ve güç gerektiren bir aksiyon kahramanı olarak boy göstermesi şaşırtıcıydı. "Haberi verdiğimde arkadaşlarım kahkahalarla güldü çünkü ben otobüsü yakalamak için bile koşmayan biri olarak tanınırım." diyor. Öyleyse ona, Harlin'in günlerce suların içinde ve sık sık da tehlikeyle burun buruna çalışmayı gerektiren köpekbalıklı gerilim filminde oynamaya cesaretini veren neydi? 26 yaşındaki oyuncu korktuğu şeyi görmezden gelerek cesaret bulduğunu söylüyor. Canlandıracağı parlak zekalı bilim kadınına konsantre olarak tuzlu suyun derinliklerinde geçireceği haftaları düşünmemeye çalışmış. "Deep Blue Sea" ile yaptığı çıkışı bir Woddy Allen filmiyle de yapabilirdi aslında Burrows. Ne var ki, işler yolunda gitmedi. " Biliyorsunuz 'Celebrity' filminden kovuldum." diyor. Aslında Woody insanı kovmaz da çok nazik bir mektupla durumu bildirir. Bana da öyle yaptı. Çok üzülmüştüm." derken gülüyor. "Sanırım artık daha iyiyim. Mike'ın yönettiği bir filmde oynadım ("Miss Julie"). Şimdi de "Gangster Number One" diye bir filmim var." Son yıllarda çektiği bazı filmlerin gösterimleri başarılı olmadı. Bazıları da doğrudan video piyasasına gitti. Başka biri bu filmleri kötü seçimler ya da şanssızlık olarak görebilirdi belki ama Burrows hayatından memnun. Birçok oyuncunun yaptığı gibi kariyerini düşünerek Los Angeles'a yerleşmeyi de düşünmüyor. "Bildiğim ve istediğim bir hayat sürüyorum." diyor. "Los Angeles'ta çalışmam gerekirse çalışırım, çalışacağım da. Oradayken işimi yapıyorum, partilerden ve medyatik olaylardan uzak duruyorum. Bunu yapmak çok kolay; ama hala Los Angeles'ta yaşayamam. Bir sanayiiden başka hiçbir şey yok orada. Benim için yeterince renkli ve zengin olmadığını düşünüyorum." "The loss Of The Sexual Innocence", gösterimde. Tunalım...
00N/A




Türk Sineması





Founded: 12/12/2007
Members: 2





Join Group



 







PerfBoard
View Your Posts | Post | View All


10/19 10:50a
TÜRK SİNEMASININ KAD..
Mehmet Tunabaş

6/18 11:55a
Cannes’da En İyi Yön..
Mehmet Tunabaş