PerfSpot     
Login / Join Now        International







About İSLAM DÜNYASI




Ey ahiret yolcusu, dinle!

Bir insan ne kadar çok yaþarsa yaþasýn, sonunda ölecektir. Son nefeste imanla göçüp göçmeme tehlikesi dahil, kabir, mahþer .. derken yol boyu tehlikelerle doludur. Tutunacaðýn dal, Allah rýzasý için yaptýðýn kulluk hizmetidir. Bir de Yüce Allah'ýn yarattýklarýna karþý yapýlacak insanlýk hizmetleri yardýmýna gelebilir.




Resulüllah Efendimiz þöyle buyuruyor:
"Herhangi bir kimse ölüp ruhu bedenini terk edince þöyle bir ses gelir:

Sen dünyayý mý býraktýn, yoksa dünya seni mi?

Sen dünyayý mý topladýn, yoksa dünya seni mi toparladý?

Sen dünyayý mý öldürdün, yoksa dünya seni mi?

Yýkanmak üzere teneþire konulduðu zaman üç defa üst üste þöyle bir ses gelir:

Kuvvetli bir bedenin vardý. Onu bu derece zayýf düþüren nedir?

Çok tatlý bir dilin vardý. Güzel güzel konuþuyordun. Þimdi seni kim susturdu.

Kaç tane çok sevdiðin dünya dostlarýn vardý. Hani, þimdi onlar neredeler, seni niçin böyle yalnýz býraktýlar?

Kefene sarýldýðý zaman þöyle bir ses gelir:

Harçlýksýz, azýksýz uzun yola çýkýlýr mý?

Geri dönülmeyecek çok uzun bir yola çýktýðýný biliyor musun?

Yýlan çýyanla dolu kabir evini cennet bahçesine çevirdin mi?

Tabut içine yerleþtirilince þöyle bir ses gelir:

Ey ahiret yolcusu! Eðer Allah'ýn rýzasýný kazandýn da bu yola çýktýnsa müjdeler olsun sana. Yok eðer O'nun öfkesini kazandýn da öyle bu yola çýktýnsa yazýklar olsun sana.

Tabut, kabrin kenarýna konduðunda bir ses gelir: " Ey insanoðlu! Dünyada iken þimdi yerleþeceðin bu kabir evin için ne hazýrlýk yaptýn? Bu karanlýk yer için ýþýk getirdin mi?

Yataklar beðenmeyen sen, bu çýplak halinle burada nasýl yatacaksýn?"

Kabre yerleþtirilince yine bir ses gelir:

Ey insanoðlu! Üzerimde güler eðlenirdin. Þimdi ise karnýmda aðlýyorsun, üzerimde bülbüller gibi konuþuyordun. Þimdi karnýmda susuyorsun.

Defin iþi bitip, halk kabristaný terk ederek ayrýldýktan sonra Yüce Allah'tan bir nida gelir:

"Ey benim kulum! Yalnýz kaldýn. Seni bu karanlýk yerde eþin dostun terk edip gittiler. Halbuki bunlar senin yakýnlarýn ve dostlarýn idiler. Bu duruma gelmemen için hiç birisinin bir yararý olmadý. Sen ise, benim emirlerime hep karþý geliyordun. Yapýlan öðütleri dinlemiyordun. Þimdi ise gerçeklerle yüz yüzesin.

Seni bu karanlýk yerde yalnýz baþýna býrakmak benim Allah'lýk þanýma yakýþmaz. Ýzzetim ve Celalim hakký için ben de sana þefkatle, rahmetle muamelede bulunacaðým. Þimdi sana bir ana babanýn evladýna olan þefkat ve merhametinden daha fazla þefkat ve merhamet göstereceðim. Seni memnun kýlacaðým" deyip kabri, cennet bahçelerinden bir bahçe haline dönüþtürür ve içerisini, kýyamete kadar kendisine arkadaþlýk edecek huriler ve gýlmanlarla doldurur. Kýyamete kadar birlikte cennet nimetlerinden faydalanýrlar."

Ey insanoðlu! Seni karþýlýksýz yoktan halkeden Yüce Allah'ýnýn büyüklüðüne, þefkat ve merhametine bak. O, ne büyük sultanlar Sultanýdýr ki, böyle günahkar kullarýnýn suçunu baðýþlar ve o, ne derece merhametli bir Allah'týr ki, her gün binlerce defa kullarýnýn ayýplarýný görüp örter. Kimsenin ayýbýný yüzüne vurmaz.

Öyleyse O, þanýna yakýþaný yapmaktadýr. Bize düþen de kula yakýþan þeyleri yapmaktýr. Kulluk mevkii, hizmet mevkiidir. Yüce Allah'a hizmet... Yaratan'ýn hatýrý için yarattýklarýna hizmet...

Allahým! Son nefesimizi kulluk hizmetinde solumayý nasip ve müyesser eyle!
alýntý
...
 
 
Sevgili Peygamberimiz ‘Size, aranýzda sevgiyi artýracak bir þey söyleyeyim mi? Aranýzda selamý yayýnýz ve verilen selamý alýnýz’ “Ey insanlar, selamý yaygýnlaþtýrýnýz...”buyurmaktadýr.
 
 
 
 
 
 
 
Allahumme salli âlâ seyyidina Muhammedi-ninnebiyyi ümmiyyi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.
 
(Allah'ým! Ümmi Peygamber Muhammed (sav)'e onun aline ve ashabýna salât ve selam eyle.)
 
 
 

Get your own Chat Box! Go Large!
 
 
 

Bir gün Peygamber ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı..."
Bunu okuduğunuz anda, inancı sıkı veya gevşek nasıl biri olursanız olun hafiften sarsılıyorsunuz.


Gerçekten de ne yaparız Peygamber kapımızı çalıverse! Hele O'nu dilinden düşürmeyen ama bir yandan da hayatın harala gürelesi içine "düşen"ler nasıl bir telaşa kapılırlar acaba?



Ancak bu şiirimsi metni yazan aslında neler yapacağımızdan emin. Diyor ki...
"Biliyorum. Böylesine şerefli bir konuğa en güzel odanızı açacağınızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Fakat söyleyin bana, Evinize doğru gelirken gördüğünüzde, O'nu hemen kapıda mı karşılayacaksınız? Yoksa içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'an'ı mı koyacaksınız? "


Diyor ki...


"Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak mısınız?
Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mı koşturacaksınız?"


Diyor ki...


"Tanıştırmaktan onur duyacak mısınız en yakın arkadaşınızı onunla? Yoksa hiç karşılaşmamalarını mı umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Şimdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını ister misiniz sizinle?
Sonsuza dek, hep birlikte... Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, Ziyareti bitip gittiğinde?"



Kabul edelim ki çok etkileyici bir sorgulama bu! İnananların kendilerini hep eksik, hep kusurlu görme (ama alttan alta da kendilerini değil de çağı suçlu çıkarma) eğilimini destekleyici mahiyette bir etkisi var.
Ve adım gibi eminim ki, bu metin şimdi Mevlit Kandili ve Kutlu Doğum Haftası nedeniyle yine internette sık sık karşımıza çıkacak, e-mektup yoluyla ondan ona dolaşacaktır.


Yalnız namazında niyazında olanlara değil, belki daha çok da benim çevremden insanlara; yani az çok bu manevi iklimi soluyan ama kafası hep bulanık kalanlara ulaşacaktır.


O yüzden, belki "senin üzerine vazife değil ki" diyeceksiniz bana ama konuyla ilgili bir iki satır not düşmek istiyorum şu köşeye...


Çünkü bu gönül çalan, inananları hemen etkileyen metnin ciddi sorunları var.



Asrı Saadet, bazılarının uzaktan uzağa sandığının aksine aynı bugün gibi insani ve toplumsal eksikler, kusurlar, hınçlar, nefretler, düşmanlıklar, ayrılıklar, açgözlülükler ve yalan imanların iktidarıyla doluydu. Merak eden açar kitapları okur, okuyunca da şaşkınlıktan küçük dilini yutar. O çağı "saadetli" kılan O'nun varlığıydı. O'nun yaşadığı bir dönemde yaşamak, aynı vakti ve atmosferi solumaktı saadet...


"Peygamber ziyaretimize gelse ne yapardık?" diye dövünmeye kalkışmadan önce bunu bilmek gerekir. O, içerisinde hangi rüzgarlar esiyor olursa olsun, ziyaretinin değerini bilen her evin değerini vermişti!
O'nu yakından tanıyanların deyişiyle "umanı umutsuzluğa düşürmeyen, güleryüzlü, yumuşak huylu, asla bağırıp çağırmayan" Peygamber'in ziyaret ettiği bir eve "bakalım içeride ne kusurlar ne sapkınlıklar göreceğim" fikri ve duygusuyla gireceğini hayal etmek ve ettirmek yanlıştır.


Ziyaret edilenler açısından da asıl olan O'na gönüllerini açmalarıdır. Yoksa yalancıktan çeki düzen verilmiş evlerini değil...
Korkuya, telaşa ne gerek var? Huysuzluğa, karamsarlığa ne gerek var? Gelen Peygamber...



"Bir an önce gitmesini isteme" konusuna gelince... Kimsenin bu konuda başkası yerine konuşma, bu soruyu siyasal-toplumsal bir sorgulama haline getirme hakkı yok.


Çünkü...


Gelen "sevgili"yse eğer, kim gitmesini ister?

 

 
 
 
 
 






Albums
View All







Members
View All







Videos: İSLAM DÜNYASI
View All







Forums
Create New Forum


No Forums Found.




İSLAM DÜNYASI





Founded: 6/13/2007
Members: 41





Join Group



 







PerfBoard
View Your Posts | Post | View All


No entries found.