NUFUS ARTIS DURUMU VE BUYUK ASYA BIRLIGININ GELECEGI. ANCAK ÜZÜCÜ TARAF ASYA ULKELERININ %80 İNDEN FAZLASI BIRLIK ICIN ONAY VERDIGI HALDE TÜRKİYEDEN HENUZ SES ÇIKMAMASI ÜZÜCÜ VE DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR.
AVRUPADAORTALAMA AİLE BASINA ÇOÇUK SAYISI BİR ÇOCUK EBEVEYLER BİRER COCUKLARINIAILE YAPINCA IKI AİLEDEN BİR AİLE OLUSUYOR VE NUFUS GİDEREK AZALIYOR VEYAŞLANIYOR. ÜLKEMİZDE VE ASYADA ORTALAMA AİLE BASI ÇOCUK SAYISI ASGARI3 ÇOÇUK VE NUFUS ARTISI SAGLAMAKTA VE GENÇ NUFUS ARTMAKTADIR. NUFUSUNSABIT TUTULMASI ANCAK VE ANCAK ORTALAMA IKI ÇOCUGA SAHIP OLMAKTANGECER.
BİZİMBAYRAGIMIZDAKI YILDIZLAR HİÇ Bİ DİNİ DİLİ IRKIA TEMZIL ETMIYOR HERÜYEYE BİR YILDIZ. SİZİNKİ GİB DEGIL YANI HEM IRKCISINIZ HEMDE Bİ DİNİMENSUP LOBISISINIZ.
BUMİN KAĞAN
TARİHTEKİ TÜRK DEVLETLERİ*
17 Büyük Türk Devletleri / İmparatorlukları
M.Ö. 204 - M.S. 216 -> Büyük Hun İmparatorluğu 48 - 216 -> Batı Hun İmparatorluğu 375 - 454 -> Avrupa Hun İmparatorluğu 420 - 562 -> Ak Hun İmparatorluğu 552 - 743 -> Göktürk İmparatorluğu 565 - 803 -> Avar İmparatorluğu 651 - 983 -> Hazar İmparatorluğu 744 - 1335 -> Uygur Devleti 940 - 1040 -> Karahanlılar Devleti 963 - 1183 -> Gazneliler Devleti 1040 - 1157 -> Büyük Selçuklu İmparatorluğu 1157 - 1231 -> Harizmşahlar Devleti 1236 - 1502 -> Altınordu Devleti 1368 - 1501 -> Büyük Timur İmparatorluğu 1526 - 1856 -> Babür İmparatorluğu 1299 - 1922 -> Osmanlı İmparatorluğu 1923 - -> Türkiye Cumhuriyeti Devleti
M.Ö. 204 - M.S. 216 - Büyük Hun İmparatorluğu <big>
1299 - 1922 -> Osmanlı İmparatorluğu BAŞKENTİ : Söğüt (1299-1326),Bursa (1326-1364),Edirne (1364-1453),İstanbul (1453-1922) BİLİNEN İLK HUKUMDARI : Osman Gazi ( 1299–1326)
1923 - -> Türkiye Cumhuriyeti Devleti
BAŞKENTİ : Ankara BİLİNEN İLK HUKUMDARI : Mustafa Kemela Atatürk
Halaçoğlu: İstifa etmeyeceğim Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu farklı kesimlerden büyük tepki toplayan “Sünni Kürtlerin bir bölümü Türkmen, Alevi Kürtlerin bir bölümü de Ermenidir” sözlerine açıklama getirdi. Sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirten Halaçoğlu, “Türkiye’de Kürt toplumu yoktur” diye bir iddiası olmadığını belirtti. Halaçoğlu: Kürt Aleviler Ermenidir, demedim Türk Tarih Kurumu Başkanı Osmanlı kayıtlarından Anadolu’daki aşiretlerine ilişkin araştırma yaparken, bugün kendini Kürt olarak tanımlayan bazı ailelerin bu kayıtlarda Türkmen aşireti olarak geçtiğine dikkat çekti: “Ben Kürtleri reddetmedim, şunu söyledim: Bugün kendilerini Kürt sanan bazıları 16. yüzyıl kayıtlarında Türkmen olarak görünüyor. Bu Kürt yok demek midir? Kürt Alevileri Ermenidir de demedim. Tehcirden kurtulmak için kendisini Kürt Alevi gösteren Ermeniler var. Olmak ayrı, göstermek ayrıdır.” Tarihçilere göre Halaçoğlu, Naziler’i hatırlatıyor Türk Tarih Kurumu Başkanı ve bir bilimadamı olarak tüm açıklamalarının belgelere dayandığını belirten Halaçoğlu çarpıtılan açıklamaları nedeniyle istifa etmeyi düşünmediğini söyledi. Halaçoğlu hükümetten de kendisine bu yönde bir talep gelmediğini belirtti. Siyasiler: Halaçoğlu bu görevde kalmamalı Halaçoğlu “Yarın beni istifaya çağıranlar hakkında da yalan yanlış haberler çıkınca onlar da istifa mı edecek? Aynı kişiler bölücülük yapanlara da mecliste istifa et diyecekler mi?? Halaçoğlu, araştırma sonuçlarının toplumda bölünmeler yaratmayacağını tam tersine Türk toplumunun ne kadar bütünleştiğinin kanıtı olduğunu da savundu.
0
0
N/A
DEĞERLİ BOZKURTLAR HABERLERINIZI VE ÖNERİLERINIZ BEKLIYORUM. SAYFANIN DAHA DA GELİŞECEĞİ KAATINDEYIM. VE İNSAALLAH GELİŞTİRECEĞİZ ELBİRLİĞ İLE. SOHBET BÖLÜMÜ KOYMAK GEREKLIMI KARAR VEREMEDİM. HEP ELELE YÜRÜMEK ÜZRERE. ALLAHA EMANET OLUN...
0
0
N/A
SAHIP CIKALIM (OKTAY SINANOGLUNA) Kimdir bu OKTAY SİNANOĞLU? "...Bizi 17 yaşımızda apar topar zorla Amerika’ya gönderdiler; çirkin bir gaye ile 'devşirme' olalım diye gönderdiler; çok şükür olmadık!..." diyen adam bu. Amerika’nın tepesine oturan, dünya bilim çevrelerinin peşinde koştuğu adam bu. Döküntülerini toplayanların Nobel aldığı adam bu işte. İşaret ettiğinin Nobel aldığı adam bu işte. Yale Üniversitesini, Amerika’yı alt üst etmiş, modern üniversite tarihine adını yazdırmış adam bu işte. Bu adam bizim. Bu adam bizi düşünüyor, bizi sayıklıyor geceleri uyuyamıyor ülkesi için insanları için ve biz bu adamı tanımıyoruz. Çünkü tanımamıza izin vermediler. Bu adama 10 kere hak ettiği halde Nobel bile vermediler, çünkü bize gereken bir kıvılcımdı bu. Göreceksiniz ki istediğiniz kıvılcım orda var. Göreceksiniz ki hala ve her zaman bu ülke için gerçekçi bir umut var. Göreceksiniz ki ne varsa bizde var, ruh var, gönül var, görünmeyen bir bağ var. Onlarda olmayan bir şey var, sonradan kazanılamayacak bir şeyler var. Göreceksiniz ve üzüleceksiniz, ne yurtseverler var bizden; ne dahiler var. Ne sesi var ne sedası var... Canım Türkiyem, donuyla birlikte beş para etmez, sefil sözüm ona mankenlerin hayatını ezbere bil ama Oktay Sinanoğlu'nu tanıma. Canım Türkiyem, televoleyi kaçırma, kara meleği kaçırma ama bu adamı kaçır! Canım Türkiyem, pastanelere "patiseri", lokantalara, "restaurant", mağazalara "shop" yazmaya devam et. D&R yaz sonra da Tarzanca iletişim kurulamaz İngilizcenle "dienar" diye oku. Canım Türkiyem, tepeden tırnağa sat, ülkeni, dilini, değerlerini sat, kendi değerlerini aşağıla, nasıl olsa onların ki daha iyidir. Sana laf edene ise faşist" de. "milliyetçi" de, “sağcı" de "solcu" de,"komünist" de , "dinci" de, de oğlu de. Ama sakın "YURTSEVER" deme! TÜRK DILINE SAHIP CIKALIM
0
0
N/A
YARIN BERAK KANDILI Berat Gecesinin Mahiyeti ve Önemi Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol) ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır. Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır. Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur. Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir. Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Berat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar. Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Berat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle: "O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur." Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece Kadir Gecesidir. İkrime bin Ebi Cehil'in de dahil olduğu bir grup alim ise; bu gecenin Berat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Berat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. Bu hikmetli işler nelerdir ve âyetin mânası nedir? Yıllık Kader Programı İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir: Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir. Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir. Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir. Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil'e verilir ki bu büyük bir melektir. Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir. Fahreddin er-Râzî"nin açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir.1 Berat Kandilinin "bütün senede bir kudsi çekirdek hükmünde ve beşer mukadderatının programı nev'inden olması cihetiyle Leyle-i Kadrin kudsiyetinde" olması bu manalara dayanmaktadır.2 Kur'ân'ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir: Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir. Berat Gecesinin Özellikleri Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü'min kullarına berat yazar. Zaten bu gecenin dört adı vardır: "Mübarek Gece", "Berae Gecesi", "Sakk Gecesi. Belge ve senet. (Allah Teala bu gece mü'min kullarına beraet yazar)", "Rahmet Gecesi." "Berat, beraet" kelimesi "el-berâe" kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. "Berâet" iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü'minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir. Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan Mekke'deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Berat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.3 Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır. 1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması. 2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması. 3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması. 4. Allah'ın af ve bağışlamasının coşması. 5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması. KARDESLERIM BERAT KANDILINIZ MUBAREK OLSUN.
0
0
N/A
bu vatan sahipsiz degıl BAYRAK EY,MAVI GÖKLERIN BEYAZ VE KIZIL SÜSÜ, KIZKARDESIMIN GELINLIGI,SEHIDIMIZ SON ÖRTÜSÜ ! ISIK ISIK, DALGA DALGA BAYRAGIM, SENIN DESTANINI OKUDUM, SENIN DESTANINI YAZACAGIM. SANA BENIM GÖZÜMLE BAKMAYANIN MEZARINI KAZACAGIM. SENI SELAMLAMADAN UÇAN KUSUN YUVASINI BOZACAGIM. DALGALANDIGIN YERDE NE KORKU, NE KEDER... GÖLGENDE BANA DA, BANA DA YER VER ! SABAH OLMASÝN, GÜNLER DOGMASÝN NE ÇIKAR. YURDA AY YILDIZIN ISIGI YETER. SAVAS BIZI KARLI DAGLARA GÖTÜRDÜGÜ GÜN. KIZILLISINDA ISINDIK, DAGLARDAN ÇÖLLERE DÜSÜRDÜGÜ GÜN. GÖLGENE SIGINDIK. EY, SIMDI SÜZGÜN, RÜZGARLARDA DALGALAN; BARISIN GÜVERCINI, SAVASÝN KARTALI... YÜKSEK YERLERDE AÇAN ÇIÇEGIM; SENIN ALTINDA DOGDUM, SENIN DIBINDE ÖLECEGIM.
0
0
N/A
cCc butun dava arkadaslarıma sevgı ve saygılarmı sunarım.arkadaslardan rıcam lutfen bayragımız namusumuz vatanımız gıbı burda da bırbırımıze sahıp cıkmamızdır.soylemek ıstedıgım asıl konu bu gıbı ıdeolıjısı bellı gruplara davet edılen arkadaslarımızın baglı oldugu dıger gruplar.lutfen arkadaslar.bunlara dıkkat etmenızı rıca edıyorum. allah turku korusun ve yuceltsın.
0
0
N/A
KANDİLİMİZ MUBAREK OLSUN ALLAHIM BU GECE BUTUN GUNAHLARIMIZI AF EYLESIN ECMAİN ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN ALLAHA EMANET OLUN DAVADASLARIM
0
0
N/A
CEZZAR AHMET (NAPOLYONA YENILGIYI TATIRAN)-1 Cezzar Ahmet Paşa Kimdir ? Tanıyalım -------------------------------------------------------------------------------- Daha önce Volkan arkadaşımızn kendisi hakkında sorduğu bir soruya acımızın çok taze olması sebebi ile özet bir çalışma yapmıştım.Şimdi tam olarak sizlere bu değerli komutanımızı tanıtmak isterim. Türk tarihinin yapraklarını süsleyen bu Türk askerinin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Doğum yeri hakkındaki çeşitli rivayetler arasında en kuvvetli bulunanı Bosna’lı olduğunu kaydeden kaynaklardır. Gençliğinde İstanbul'a gelerek berberlik yapan Ahmed, Hekimoğlu Ali Paşa'nın hizmetinde ve himayesinde bulunmuştur. Ali Paşa Mısır'a giderken onu da beraberinde götürmüştür. Bu, Ahmed için bundan sonraki hayatında bir dönüm noktası teşkil etmiş, zekâsını kullanabilme yolu açılmıştır. Hekimoğlu Ali Paşa, Mısır'dan ayrılınca Ahmed Mısır'da kalmıştır. Yıllarca Kölemenlerin arasında yaşayan Ahmed, Kölemenlerin mücadele usulleri ile hayat tarzlarını öğrenme imkânı bulmuştur. Ondaki kabiliyeti sezen ve takdir eden Kölemen Beyleri ona Sancak Beğliği verdiler. Cezzar adı kendisine şu olaydan sonra verilmişti: Yanında hizmet gördüğü Abdullah Bey, Buhayra Aşireti kuvvetleri ile çarpışırken onların eline esir düşmüş ve idam edilmişti. Bu haberi alan Sancak Beyi Ahmed, olaydan büyük bir üzüntü duymuştu. Kölemen ileri gelenlerinden Ali Bey, Abdullah Bey'in öcünü almak vazifesini Ahmed Bey’e verdi. Ahmed Bey'in adı geçen aşiretten aldığı intikam şiddetli oldu ve onlardan 70 kadarını öldürttü. Ali Bey bunu öğrendiği zaman Ahmed için deve kasabı manasına gelen Cezzar kelimesini kullanmaktan kendini alamadı. Bu tarihten itibaren Cezzar Ahmed, tarih basamaklarında yavaş yavaş yükselmeye başladı. Devlete baş kaldıran Kölemen beyleri, rakiplerini ortadan kaldırma işinde Cezzar'ı da alet etmek istediler. Ahlâk ve yaratılışındaki mertliğe ters düşen bu isteğe Cezzar yanaşmadı. Kölemen beylerinden Ali Bey ile arası açılan Cezzar, Mısır'dan ayrılmak zorunda kaldı.Cezzar'ın Mısır'dan ayrılmasından 1776 yılında vezir rütbesiyle Sayda Valiliği'ne kadar geçen hayatı, onun cesaret ve metanetini gösteren bir çok mücadeleler ile doludur. Sayda valisi iken baş kaldıran asi kabilelerle uğraşarak Suriye ve Lübnan'da otoriteyi kesin olarak kurdu. Bu başarılarından dolayı 1780'de Şam valiliğine tayin olundu. Hayatının her günü mücadele ile geçen bu Türk büyüğü her ne kadar Akkâ müdafaası ile tanınır ise de bundan önce de önemli hizmetleri olmuştur. Bunların başında Beyrut'un Ruslara karşı savunması ve Yafa'nın zaptı gelir. Beyrut'un alın yazısını eline alan Cezzar, çok geçmeden şehrin surlarını tamir ettirdi ve şehirde büyük bir imar faaliyetine girişti. Bir taraftan da âsâyişi sağlamak amacıyla bir takım önlemler aldı. Bütün bu işleri yaparken âdilâne hareket ederek halkın sevgisini kazandı.Üstün düşman kuvvetleri karşısında bir avuç insanla yiğitler gibi dövüşen Cezzar'ın bu savunmada gösterdiği kahramanlıkla devlet ve millete ettiği hizmet unutulacak gibi değildir.Bu tarihlerde Osmanlı devletinin her tarafında devam eden huzursuzluk ve baş kaldırmalar Yafa'da da hüküm sürmekte idi. Yafa'daki isyanların bastırılmasına da Cezzar Ahmet Paşa'nın koştuğunu görüyoruz. Yafa'yı zapteden Cezzar, orada otoriteyi kurdu. Napolyon Bonapart, her ne kadar 25 Temmuz 1798'de Mısır'ı kolayca ele geçirdi ise de yerel kuvvetlerin saldırılarından hayli kayıp vermişti. Gün geçtikçe Mısır'daki Fransız askerinin sayısı azalmakta idi. Bunun dışında veba hastalığı yüzünden de zayiat veriliyordu. Bu durumda Napolyon bazı yerlerden kuvvetlerini çekmek zorunda kalmakta, bu kuvvetlerin çekilmesiyle de zaptettiği yerler tekrar eski sahiplerine geçmekte idi. Toprakları Napolyon'un saldırısına uğramış olan Osmanlı Devleti, Fransızların hakkında gelmek üzere kara ve denizde büyük hazırlıklara başladı. Mısır Seraskerliği unvanıyla beraber bütün Şam ve çevresindeki kara birlikleri Cezzar Ahmed Paşa'nın emrine verildi.Napolyon, Mısır'da tutunabilmek için ilk fırsatta Cezzar Ahmed Paşa'yı ezmekten başka çare kalmadığı kararına vardı. O, Osmanlı ülkelerine geldiği günden beri karşılaştığı en çetin rakibin Cezzar olduğunu biliyordu. Bu yüzden çok daha evvel mektuplar gönderip onu kendi tarafına çekmeye çalışmış, fakat başarılı olamamıştı. Bonapart, Doğu Akdeniz limanlarını İngiliz filosuna kapatmak, Osmanlı Devletini ürküterek barış yapmaya ve Mısır üzerindeki görüşlerini kabul etmeye zorlamak maksadıyla Suriye seferine karar verdi. Mısır'da yeteri kadar asker bırakan Bonapart, 18.000 kişilik bir kuvvetle 10 Şubat 1799'da Mısır'dan Suriye'ye hareket etti. El-Ariş'i, Gazze'yi ve Remle'yi aldıktan sonra Yafa'yı kuşattı. Yafa, ancak 5 gün direnebildi. Napolyon kuvvetleri, kendilerine ciddi şekilde direniş gösteren Yafa'ya girdiklerinde katliam yaptılar. Daha sonra Hayfa üzerine yürüyen Napolyon, burayı da kolayca ele geçirdi.
0
0
N/A
CEZZAR AHMET (NAPOLYONA YENILGIYI TADDIRAN)-2 Cezzar Ahmet Paşa Kimdir ? Tanıyalım Akkâ her ne kadar savunmaya hazırlanmış ise de yeterli değildi. Akkâ kalesinin en büyük silahı insan, Türk ve İslamın iman dolu göğsü idi. Bonaport'ın bu kadar yeri zaptederek kısa sürede Akkâ'yya kadar gelmesi her tarafa dehşet salmış ve Akkâ'nın kurtulamayacağı düşüncesi Müslümanların üzüntü ve korkusuna neden olmuştu. Cezzâr Ahmed Paşa, savunma hazırlıklarını sürdürerek silahlarını ve kuvvetlerini tertip ve düzene soktu. Napolyon, Suriye harekâtında hedefi olan Akkâ'nın önüne 19 Martta ulaştı ve şehri derhal şiddetli bombardımana tuttu. Buna kale topçusu ile Türk ve İngiliz gemilerinden atılan top ve tüfek atışlarıyla karşılık verildi. Akkâ kalesi içinde bulunanlar bir hayli korkmuşlar ve dehşete kapılmışlardı. Ancak Cezzâr Ahmed Paşa'ya olan sonsuz güvenleri sonucu direnişlerinden bir şey kaybetmemişlerdi. Onların bu kadar ağır şartlar altında direndiklerini gören Napolyon, ne yapacağını şaşırmıştı. Napolyon Bonapart, her taraftan yardım alarak savaşıyor, Cezzar ise kendi yağı ile kavrularak direniyordu. Akkâ kalesi çevresindeki çarpışmalar bütün şiddetiyle devam ediyor, iki taraf da önemli ölçüde kayıplar veriyordu. Napolyon kuvvetleri arka arkaya taarruzlarını tazeliyorlar, ne olursa olsun Akkâ kalesini ele geçirebilmek için var güçleriyle çarpışıyorlardı. Türk kuvvetleri ise Akkâ'nın düşmesinin ölüme teslim demek olacağı düşüncesiyle canları bahasına karşı koymakta idiler. Çaresiz ölmektense namusunu koruyarak din ve devlet uğrunda can vermek onlar için daha şerefliydi. Napolyon, bütün güçlerini kullanarak Akkâ'ya karşı hücuma geçti. Açılan gediklerden içeriye giren düşmanla kılıç ve hatta bıçak ile boğaz boğaza kanlı muharebeler verilmekte, top ve tüfekler ateş yağdırmakta idi. Öyle bir an geldi ki Cezzar Paşa, tehlikenin büyüdüğünü görünce iki yerden barut fıçılarını ve cephaneliği ateşe vermek zorunda kaldı. Patlamalarla bir çok Fransız askeri havaya uçtu. Büyük zayiat vermiş ve hırpalanmış olan Napolyon kuvvetleri Mısır'a dönecek gücü ve cesareti kendilerinde bulamayınca kaleye tekrar ani bir hücuma kalkıştılar. O gün, İstanbul'dan gönderilen kuvvetler Akkâ'ya ulaştı. Az da olsa yepyeni silahlarla donatılmış düzenli askerlerin de savunmaya katılmasıyla zaten yıpranmış olan Napolyon kuvvetlerinin saldırısı kolayca kırıldı. Fransız askerlerinin bundan sonra Akkâ kalesine hücum edecek güçleri kalmamıştı. Savaşta ve ayrıca baş gösteren vebadan da hayli kayıp vermişlerdi. Başarısızlıkla neticelenen bu son taarruzdan sonra Bonapart, 21 Mayıs 1799'da geri çekilme emri verdi. İhtilâlin yenilmez Fransız ordusu artık yenilmişti. Bonapart başarısızlığını örtmek için bir beyanname yayınlayarak Mısır'a yürümekte olan Türk ordusunu yendiğini ve Suriye seferinin bu suretle sona erdiğini ilan ettiyse de buna kimse inanmadı. Fransızlar bu başarısızlık üzerine ağır silahlarını terk ederek ümitsiz bir şekilde canlarını zorlukla Hayfa'ya atabildiler. Mısır'da tutunamayan Bonapart, maddî ve manevî her şeyini, hatta ümitlerini orada gömerek çekip gitti. Napolyon'u hezimete uğratan ve bölgeyi terk ettiren Cezzar Ahmed Paşa'nın şöhretini bütün dünya duydu. Devlet tarafından tebrik ve ayrıca kıymetli hediyelerle taltif olundu. Kaynaklar, Cezzar Ahmed Paşa'nın zeki, dirayetli ve anlayışlı bir adam olup pek çok meseleleri önceden keşfetmek hususunda bir kabiliyet gösterdiğini kaydeder. Akkâ'da mükemmel bir cami, bir çarşı ve bir çok çeşmeler yaptırmak suretiyle imar faaliyetlerinde de bulunmuştur. Şöhretini gayret ve hizmetinden alan Cezzar Ahmed Paşa, Avrupa kıtasında kabına sığmayarak Kuzey Afrika'ya el atmış, Asya'ya taarruz etmiş, Napolyon Bonapart ile Akkâ müdafaasında boy ölçüşmüş, bu mağrur komutanı ters yüz etmiş bir kumandandır. Napolyon, ilk mağlubiyetin acı ve buruk tadını bu Türk komutanından tatmıştır. Şahsî kabiliyet ve gayreti ile kendi kendini yetiştiren, 64 gün süren Akkâ kuşatmasında yiğitçe çarpışan bu Türk kahramanı ve büyüğü 23 Nisan 1804'te vefat etmiştir.
0
0
N/A
ORHUN ABİDELERİ ORHUN ABİDELERİ "Türk, Oğuz beyleri, kavmi, işitin yukarıda gök basmasa, asağıda yer delinmese Türk milleti ülkeni, töreni kim bozar?" "Turk Oguz begleri budun esidin uzetenri basmasar asra yir telinmeser Turk budun ilinin torunun kimartati" Orhun Yazıtları, Göktürk İmparatorluğu'nun ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma altı adet yazılı dikilitaştır. Moğolistan'ın kuzeyinde, Baykal gölününü güneyinde, Orhun ırmağı vadisindeki Koşo Saydam gölü yakınlarındadır. Bu yazıtlardan Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları, Koçho Tsaydam bölgesindeki Orhun Irmağı civarında; Bilge Tonyukuk yazıtları ise, Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından yaklaşık 360 km uzakta, Tola Irmağı'nın yukarı yatağındaki Bayn Tsokto (Bayn Çokto) bölgesindedir. Bilge Tonyukuk yazıtlarının, (Orhun Irmağı civarında olmamasına rağmen), Orhun yazıtlarıyla birlikte düşünülmesi, anılması Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları ile aynı döneme ait olması ve aynı konuları içermesindendir. Yazıtlar Türk dili, tarihi, edebiyatı, sanatı, töresi hakkında önemli bilgiler vermektedirler. Türk ve Türkçe adı, ilk kez Doğu Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçmektedir. Yazıtların üçü çok önemlidir. İki taştan oluşan Tonyukuk 716, Köl Tigin (Kültigin) 732, Bilge Kağan 735 yılında dikilmiştir. Köl Tigin yazıtı, Bilge Kağan'ın ağzından yazılmıştır. Kültigin, Bilge Kağan'ın kardeşi, buyrukçu ihtiyar Tonyukuk ise veziridir. Anıtların olduğu yerde yalnızca dikilitaşlar değil, yüzlerce heykel, balbal, şehir harabeleri, taş yollar, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri, sunak taşları bulunmuştur. Orhun Abideleri'ni ilk kez 1889 yılında Rus tarihçi Yardintsev bulmuştur. 1890'da bir Fin heyeti, 1891'de de bir Rus heyeti burada incelemelerde bulunmuştur. Bu heyetler yazıları çözememişlerdir. Fakat 1893 yılında Danimarkalı bilgin Vilhelm Thomsen, 38 harfli alfabeyi çözerek yazıtları okumayı başarmıştır. Alfabenin dördü sesli, dördü sessiz harften oluşur. Yazıda harfler birbirine birleştirilmez, kelimeler de birbirlerinden iki nokta üstüste konularak ayrılır. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya yazılır. Orhun abidelerinde yazılar yukarıdan aşağıya yazılmış ve sağdan sola doğru istiflenmiştir.
0
0
N/A
BİRİ BU ADAMI SUSTURSUN... BU MEMLEKETİN EKMEĞİNİ YİYİP SIRTINA BIÇAK SAPLAYAN, MEMLEKETTE DEMOKRASİ VAR DEYİP DE Bİ TAKIM ŞEREFSİZLERİ TÜRK MİLLETİNİN MECLİSİNE SOKAN, YILLARDIR ASALAK GİBİ YAŞAMLARINI SÜRDÜREN VE YIKICI DIŞ GÜÇLERİN MAŞASI HALİNE GELDİKLERİNİN FARKINDA OLMAYAN ZAVALLILARDAN SEÇİLMİŞ OLAN VE HİÇ BİR ŞEKİLDE O ŞEREFLİ SOYADINI TAŞIMAYI HAKETMEYEN DTP MİLLETVEKİLİ (Kİ BENİM VEKİLİM DEĞİL)ASKER İSTEDİ DİYE PKK YA TERÖR ÖRGÜTÜ DİYEMEYİZ DEMİŞ ARKADAŞLAR. HADİ BUYRUN BAKALIM